Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  October 24 2017 03:59:25   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



KOMÜNİST HAREKETİN GENEL VE KRONİK KRİZİ ÜZERİNE (1) -1-
Yazılar-Broşürler
"... Sorunları laf kalabalığıyla geçiştirmeye çalışmak kadar zararlı, ilkelere aykırı bir şey olamaz. Bugün en önemli görevimiz, bunalımın derinliğini ve onunla savaşma gereğini anlamış bütün marksistleri bir çatı altında toplayarak, marksizmin teorik temellerini ve ana ilkelerini, burjuva etkisinden sıyrılamayan 'yol arkadaşlarının' çeşitli yönlerdeki sapmalarına karşı savunmaktır..." (Lenin, Karl Marx ve Doktrini, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, s.144)
"... bu parçalanmayı kaçınılmaz kılan nedenleri anlamak ve onu önlemek için kararlı ve birlik içinde savaşmak, yaşadığımız dönemin marksistlere yüklediği en önemli görevdir."(a.g.y.,s.145)

“ Bilime giden zahmetsiz yol yoktur, ve yalnızca onun sarp patikalarına yorucu bir tırmanmadan korkmayanlar onun aydınlık doruklarına ulaşma şansına sahiptirler.” (Karl Marks, Kapital’in I. Cildinin Fransızca baskısına Önsöz)

1. Giriş

Gelinen aşamada artık öyle kabul edilmese bile, dünya komünist hareketinde uzun yıllardır her şeyin yolunda gittiği, zaferden zafere koşulduğu düşüncesi var olan sorunların görülmesini, teorinin geliştirilmesi ve sorunların çözümü için kullanılması çalışmasını olumsuz yönde ve devasa ölçüde etkiledi. Türkiye'de ve Kuzey Kürdistan’da da öyle oldu. Komintern dönemindeki egemen hava ve dünya devriminin kaderinin Sovyet devletinin kaderine ve Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin kuruluşuna bağlanması bu açıdan özellikle dikkate değerdir. Vurgulanmalıdır ki, 1920’li yılların sonları ve 1930’lu yılların başlarından başlayarak Ekim Devriminin kesintiye uğramasıyla küçük-burjuva bürokratik bir parti olarak yozlaşan SBKP’de egemen olan ve uygulanan “Marksizm-Leninizm yorumu/anlayışı”, gerek sol hareket içinde gerekse kapitalist politik çevrelerde egemen olan anlayışın tersine, Marksizm-Leninizm’i ve dünya komünist hareketini temsil etmiyordu. (2)

Bürokratik devlet kapitalisti sistemin çöküşünün sosyalizmin ve dolayısıyla onun teorisi olan Marksizm-Leninizm’in çöküşü ve sonu olduğu propagandasının, hem sağdan hem de “soldan”, kulakları sağır edercesine, yapıldığı biliniyor. Kapitalizme karşı sosyalizm seçeneğinin, kapitalizmin sömürdüğü ve ezdiği işçilerin ve diğer emekçi kitlelerin bilincinden, özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde, çok uzakta olduğu bir tarihsel dönemden geçiyoruz. Böylesi bir dönem, en azından son yüzyıl söz konusu olduğunda, daha önce yaşanmadı. Sosyalizm, “Sovyet bloğu” olarak anılan devlet kapitalisti sistemin yıkılmasından sonra, geniş emekçi kitleler tarafından da antik bir şey olarak görülmeye başladı. Komünizmi savunanlar da eksantrikler ve dinozorlar olarak.

Sosyalizm, hatta komünizm olarak gösterilen devlet kapitalizminin çöküşünün pratik sonuçlarından biri de “Marksizm’in krizi” tartışmasının yeniden canlanmasıdır. İyi de oldu. Komünist akımın böyle bir tartışmaya gereksinimi vardı ve vardır. On yıllardır ertelenen, ya da teorik-politik bilinç düzeyinin düşüklüğü ve deneyimsizlik de dahil olmak üzere, çeşitli nedenlerle ertelenmek zorunda kalınan böylesi bir sorunun ele alınmasından artık kaçılamaz. Ya gerçekle ve öncelikle de kendi gerçeğimizle karşı karşıya kalmaktan ve hesaplaşmaktan korkacak ve kabalaştırılmış bir Marksizm-Leninizm yorumunun afyonumuz olmasına izin vereceğiz ya da isyan edeceğiz.

Kendi sorunlarımız, hatalarımız ve eksikliklerimiz/yetersizliklerimiz için geçmiş/eski kuşakları suçlama ve bir teorik-pratik akım olarak komünizmin içinde bulunduğu genel ve kronik kriz için yalnızca onları sorumlu tutma gibi bir tutum içinde değiliz ve olamayız. Ancak, unutulmamalıdır ki, bugün karşı karşıya olduğumuz ve boğuşmak zorunda kaldığımız birçok sorunu da bu kuşaklardan miras olarak devraldık. Birçok teorik sorunun yanı sıra, belli bir politik kültür de miras kaldı bize. Marks bir yerde şöyle der: “Ölü kuşakların geleneği, yaşayanların beyinlerinde bir kabus gibi asılı durur.” Miras aldığımız ya da fiilen miras olarak kabul etmek zorunda bırakıldığımız kimi gelenekler var ki, beyinlerimizde gerçekten de bir kabus gibi asılı durur. Komünist devrimci anlamda elimizi her şeyden kolayca yıkayıp arındırma girişimi olarak da değerlendirilebilecek olan basitçe bir reddi-miras lüksüne de sahip değiliz. Böylesi bir tutum komünist devrimcilerin tutumu olamaz.

Diğer yandan, neyi miras olarak kabul edeceğimiz konusunda düşünce açıklığına sahip olmak zorunlu. Böylesi bir düşünce açıklığına ulaşmak için de komünist hareketten ne anlaşılmak gerektiği konusunda da düşünce açıklığı gerekiyor. Şu ya da bu nedenle komünist bir ideolojik-politik kimliğe sahip olma savında olan ya da kendini Marksizm alanında (örneğin “Batı Marksizm”i olarak tanımlanan akım) ya da Marksizm-Leninizm alanında (örneğin revizyonist-oportünist SBKP gibi) gören her partinin, örgütün, çevrenin ve bireyin “mirasına” sahip çıkılacak değildir. Komünist devrimciler bu anlamda reddi-mirasçıdırlar. Komünistler Marksizm-Leninizm’in revizyonist çarpıtılmasının ve bu çarpıtmaya uygun düşen pratiğin yükünü miras olarak kabul edemezler; böylesi bir yükü sırtlayamazlar. Marksizm’in, revizyonizm, devrimci kanadı da dahil olmak üzere küçük-burjuva sosyalizmi, “Batı Marksizmi” vb. akımlar tarafından sürekli olarak çarpıtılması ve, özellikle “Batılı” akademisyenlerin eliyle “Marksizm’in akademik bozulması” da dahil, bu çarpıtılmış Marksizm anlayışının/yorumunun Marksizm olarak propaganda ve kabul edilmesi komünist hareketin krizi sorunu tartışılırken üzerinde durulması gereken son derece önemli bir noktadır.

Sahip çıktığımız miras, dünya ve Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin mirasıdır. Karl Marks’ın, Friedrich Engels’in, Vladimir İliç Ulyanov’un (Lenin’in) ve bilimsel komünist teorinin geliştirilmesine değişen derecelerde katkı yapan diğer komünist devrimcilerin mirasçısıyız. İlk materyalist komünist devrimci örgüt olan Komünistler Birliği’nin mirasçısıyız. İkinci Enternasyonal oportünizmine karşı savaşım yürütenlerin mirasçısıyız. Bolşevizmin ve 1920’li yılların ortalarına kadarki Üçüncü Enternasyonalin (Komintern’in) miraççısıyız. Değişik tarihsel dönemlerde, gerek dünya düzeyinde, gerekse Türkiye ve Kuzey Kürdistan düzeyinde SBKP’nin bürokratik-revizyonist yozlaşmasına karşı direnenlerin, Sovyetler Birliği’nin korunmasını dünya devrimi perspektifinin önüne geçirilmesi teori ve pratiğine karşı teorik ve pratik savaşım yürütenlerin ve “sol” içinde SBKP revizyonizminin egemen akım olduğu dönemde, devlet olarak da örgütlenmiş olduğu için de “güçlü” olan bu komünizm düşmanı akıma karşı değişen derecede direnenlerin, bu akıma karşı Marksizm-Leninizm’in teorik temellerini ve temel ilkelerini, şu ya da bu derecede var olabilecek eksikliklere ve hatalara karşın, savunan parti, örgüt, çevre ve bireylerin mirasçısıyız.

Marksizm-Leninizm / bilimsel komünizm adına hareket etme savında olan her akımın, partinin, vb. mirasçısı olmadığımızdan, onların teorileri ve pratiklerinden de sorumlu değiliz. Bize sağladığı teorik temelleri ve temel ilkeleri kullanarak hatalarını komünist devrimci anlamda aşmamız ve eksiklerini tamamlamamız gereken bu mirasın içinde bürokratik-revizyonist yozlaşmanın, proletarya enternasyonalizmini yadsıyan ulusal dar görüşlülüğün vb. yükleri yok. Komünist olmayan ya da komünist devrimci ideolojik-politik kimliğini yitirmiş olanların mirası bize kalmadı. Ama ne yazık ki, komünizm deyince akla belli bir akım, Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP)’nde cisimleşen bir akım geldiği için ve bürokratik-revizyonist yozlaşmayı inceleyip ondan dersler çıkarmak gerektiği içindir ki bu mirası ayrıntılı olarak irdelemek, anlamak ve açıklamak zorundayız. Böylesi bir devasa görev yerine getirilmeksizin sosyalizmin bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen emekçilerinin gözünde yeniden bir umut olması, kendilerini sömüren ve ezen kapitalizme karşı yalnızca teorik değil, pratik bir seçenek olması da beklenemez. Komünistler on yıllarca fiilen taşımak zorunda bırakıldıkları bu kamburla da hesaplaşmak zorundadırlar. Bu kamburun gerçekte komünizmin kamburu olmadığı sabırla, ısrarla ve inatla anlatılmak durumundadır. Ne yazık ki, özellikle Sovyet modern revizyonizmi bize böyle bir yükü de yükledi ve bu yükün altından “bu yük bize ait değildir” türünden açıklamalar yaparak kalkamayız.

Vurgulanmalıdır ki, komünist hareketin ve/veya komünist olma savındaki hareketin hatalarının, eksikliklerinin ve yenilgilerinin faturası Marks, Engels, Lenin ve diğer komünistlerin oluşturdukları ve geliştirdikleri durumuyla Marksist-Leninist teoriye fatura edilemez.

2. Komünist Hareketin Krizine İlişkin Yaklaşımlar

Bu yazıda Marksizm-Leninizm’in krizi sorununa ilişkin yaklaşımların özel bir eleştirel değerlendirilmesi, en azından örgütler, çevreler ve bireyler açısından, yapılmayacaktır. Marksizm-Leninizm’in krizine ilişkin başlıca yaklaşımları kısaca aşağıdaki gibi ele alabiliriz.

Birincisi, Marksizm-Leninizm’in düşmanlarının, açıkça anti-komünist olanların yaklaşımıdır. Onlara göre, özellikle Sovyet bloğunun çöküşünden sonra, Marksizm—Leninizm’in varolma koşulları yoktur; o artık tarih olmuştur, vb. Onlara göre, ulusal merkezi planlamaya dayanan bürokratik kapitalist sistemin çöküşünden sorumlu olan Marksizm-Leninizm’in kendisidir.

İkincisi, komünist olmayan; ama varolduğu durumuyla kapitalist sistemi savunmayan ve verili sisteme devrimi ve devrimci dönüşümleri gerektirmeyecek bir seçeneğin bulunmasından yana olan ve kendilerini “solda” ya da burjuva solda konumlandıranların yaklaşımı. Komünist olmayan solcuların yaklaşımı olarak da tanımlanabilecek bu yaklaşıma göre, genel teorilerin, devrimlerin ve köklü devrimci dönüşümlerin geçerli olduğu veya olabileceği tarihsel dönem geride kalmıştır; ama durum böyle de sürüp gidemez.

Üçüncüsü, Marksizm-Leninizm’in krizinden söz edilemeyeceği yaklaşımı. Bu yaklaşımı savunanlar arasında komünist devrimcilerin yanı sıra, Marksizm-Leninizm’den oldukça etkilenmiş ve komünist devrimci örgütlerin ve diğer komünist organizmaların yakın çevresinde bulunan devrimciler ve kendilerini komünist olarak tanımlayan demokrat devrimciler ya da küçük-burjuva/halkçı sosyalistler de var.

Dördüncüsü, Marksizm-Leninizm’in, kimi teorik eksiklere, hatalara vb. karşın asıl olarak/hemen tamamen uygulama alanında ya da pratik-politika (kitlelerle birleşme, onları harekete geçirme ve onlara önderlik etme) ve örgütlenme alanında krizde olduğu yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı “yamacı” bir yaklaşım olarak da niteleyebiliriz. “Yamacılara” göre, kimi teorik eksiklikler giderilir ve hatalar düzeltildikten sonra sorun pratiğin sorunudur.

Beşincisi, Marksizm-Leninizm’in krizinin genel ve kronik olduğunu kabul eden ve krizin üstesinden gelmek için komünist devrimci potansiyelin çok yönlü olarak harekete geçirilmesi yaklaşımıdır. Bu yazının yaklaşım da budur.

3. Komünist hareketin krizi sorunu nasıl anlaşılmalı?

Neyin krizi?
Marx, Engels, Lenin ve değişen derecelerde katkılar yapan diğer komünistler tarafından oluşturulup geliştirilmiş durumuyla, dayandığı temel ilkeler ve genel olarak teorik temelleri bakımından, Marksizm-Leninizm'in krizinden söz edilemez. Yani, felsefesi (diyalektik materyalizm), ekonomik teorisi ve tarih teorisi (tarihsel materyalizm) genel olarak kapitalist sistemin, özel ve esas olarak kapitalist ekonomik sistemin evriminin sonucu olarak geçerliliklerini yitirmemişler ya da teori olarak çürütülmemişlerdir. Bir öğreti olarak Marksizm-Leninizm, yukarıdaki anlamda, üç oluşturucu unsuru bakımından bir kriz içinde değildir.

Komünist hareketin krizi, bir toplumsal bilim olarak Marksizm-Leninizm’in tarih teorisi, politika teorisi ve ekonomik teorisinde temele ilişkin hatalar ve eksiklikler varolduğu için ya da bu anlamda olmak üzere teorik kriz içinde olduğu için ortaya çıkmış değildir. Ama, on yıllardır geliştirilmeyen bu özgürleştirici teorinin de geliştirilmesi ve yanlış okumalardan, yanlış yorumlardan, bilinçli çarpıtmalardan ve karikatürünün aslı gibi gösterilmesinden ve öyle de kabul edilmesinden de, olabildiğince özgürleştirilmesi, kurtarılması gerekiyor. Olabildiğince özgürleştirilmesinden söz ediyorum; çünkü, temel nesnesi olan kapitalist sistem varlığını sürdürdüğü sürece marksist-leninist teorinin yanlış yorumlanması, yanlış okunması, bilinçli olarak çarpıtılması ve bu çarpıtılmış, revizyona uğratılmış “Marksizm”i aslının yerine geçirme teori ve pratiği de sürecektir. Marksizm-Leninizm’in teorik temelleri ve temel ilkeleri bugünkü dünyayı anlamak, açıklamak ve onu bu bilimsel teorinin yol göstericiliğinde bilinçli-planlı olarak değiştirme uğraşına girişmek için yetersiz değildirler. Söz konusu olan marksist-leninist teorinin gereği gibi kullanılmıyor ve geliştirilmiyor olmasıdır. Toplumsal değişimlerin teoriye yansımaması ve bilimsel alandaki buluşların marksist-leninist teoriyi geliştirmek için kullanılmaması ya da kullanılamaması söz konusudur.

Marksizm-Leninizm toplumsal bir bilim olduğuna göre, temel nesnesi olan kapitalizmin evriminin bilimsel bilgisi olma özelliğini sürdürmelidir, sürdürebilmelidir. Marksist-Leninist teori, gereği gibi geliştirilmiyor ya da geliştirilemiyor. Maddi gerçeklikteki değişiklikleri açıklamakta yetersiz kalması, bu değişiklikleri gereği gibi yansıtmaması anlamında marksist-leninist teorinin krizden söz etmek gerekir. Dinamik bir teori olarak görülmesi gerekirken marksist-leninist teorinin bir kez verilmiş ve değişmeyen ve değişmeyecek bir metinler dizisi olduğu anlayışının yaygınlığı kriz durumunu ağırlaştırıyor. Sözün özü komünist hareket “bilimsel bilgi” açısından sorunludur.

Teorinin geliştirilememesinin bizzat kendisi bir kriz göstergesidir. Marksizm-Leninizm, geliştirilmeme anlamında kriz geçirmektedir. Geliştirilmezse var olma nedenini yitirir ve yaşayamaz. Ansiklopedik bilgi alanıyla sınırlı kalır. Geliştirilmeyen teori ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sözcüğün gerçek anlamıyla bundan daha tehlikeli bir sonuç olabilir mi? Sağlam teorik temelleri sayesinde onca on yılın krizine dayanma yeteneği gösterebilmiş ve toplumsal yaşamın her alanından gelen onca burjuva ve küçük-burjuva saldırıya direnmiş yaşayan bir öğreti olarak Marksizm-Leninizm’in ölü teoriler arasına karışması ve gelecek kuşaklar için yalnızca bir tarih araştırması konusu olması istenmiyorsa geliştirilmek zorunda olduğu tartışma konusu bile yapılamaz.

Marksizm-Leninizm, diğer bilimlerle yakın bir ilişki içinde bir toplumsal bilim olarak kurulmuş ve geliştirilmiştir. Temelleri sağlam atılmış bir yapıdır. Teorik temellerinin ve temel ilkelerinin yeniden kurulmaya ve formüle edilmeye gerek duymadığı bir yapı. Söz konusu olan onu sürekli olarak geliştirmek, uygulama alanını da durmaksızın genişleterek zenginleştirmektir. Toplumsal bir bilim olarak Marksizm-Leninizm'in geliştirilmediği, bilim gibi irdelenmediği ve kullanılmadığı anlamında bir krizden söz etmek doğru olur. Geliştirilememe krizi. Eksiklikleri giderilmeyen, yanlışları düzeltilmeyen, toplumdaki değişmeleri yansıtmayan, yani geliştirilmeyen ve zenginleştirilmeyen bir bilim er ya da geç kriz geçirir. Kitap sayfalarına sıkışıp kalır. Varlığını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için gerekli oksijeni alamaz. Eski eserler müzesine kaldırılır. Marksizm-Leninizm'in tamamlanmış, her şeyin yanıtını, zaman ve mekan üstü olarak, içeren "dinsel bir ideoloji" olmadığı biliniyor. Marksist-leninist teori her şeyi kapsayan, kesin ve mutlak bilgi değildir. O, konusunun çok çeşitliliğine, sınırsızlığına açıktır. Marksist-leninist teori, sorunları inceleyerek sürekli olarak bilgi üretir. Üretmek zorundadır. Bunu yapamaması durumunda süreç içinde bilimsel karakterini yitirir. Kendini sürekli olarak tekrarlayan, gelişme özelliklerini yitirmiş bir teori durumuna düşer. Eğer bir teori gereği gibi kullanılmaz ya da kullanılamazsa ve sürekli olarak geliştirilmezse işe yaramaz bir duruma düşer ve ölür gider.

İdeolojik kriz, teorik kriz ve pratik kriz ayrımı
Sözcük anlamıyla kriz, tehlikeli sonuçlar doğurabilecek durum, güç dönem demektir. Bir birey böyle bir dönemden geçebileceği gibi, bir toplum, bir ideolojik-politik akım, bir örgüt vb. de geçebilir. Örneğin, bir ideolojik-politik akım olarak komünizm kriz geçirmektedir dendiğinde anlaşılması gereken onun tehlikeli sonuçlara yol açabilecek ve/veya açmış bir dönemden geçmekte olduğudur.

Komünist hareketin krizi sorunu irdelenir, çözümlenir ve tartışılırken ideolojik kriz, teorik kriz ve örgütsel ve politik yönleriyle pratik kriz ayrımı yapılmalıdır. Kriz sorununa yaklaşırken böylesi bir ayrım yapmak yöntem bakımından doğru olduğu gibi, krizi çözümlememizi, anlamamızı, ve üstesinden gelmemizi, en azından ilk ikisini yapmamızı, kolaylaştırır da. Komünist hareketin kriz içinde olması onun yalnızca politik bir hareket olarak kriz içinde olması olarak anlaşılamaz. Hareket kavramından ortak bir amaca sahip olan ve kolektif olarak düşünülen bir grup birey, kolektif bir organizma ya da yapı anlaşılıyorsa eğer, söz konusu olan yalnızca pratik-politik hareket değildir. Toplumsal bir hareket olarak komünist hareketin de, diğer toplumsal hareketler gibi, belirli bir ideolojisi ve genel bir teorisi ve alt-teorileri/alan teorileri vardır. Marksizm-Leninizm kavramı, genel olarak, belli bir bilimsel toplumsal teoriyi ifade etmek için kullanılır. Komünist akım, komünist hareket vb. terimlerse belli bir toplumsal hareketi ifade etmek için. Ama, Marksizm-Leninizm kavramı, belli bir toplumsal teorinin yanı sıra, belli bir pratik hareketi ifade etmek için de yaygın olarak kullanıla gelmiştir. Teorik-pratik bir akım olarak anlaşılmaması durumunda, Marksizm’in ya da Marksizm-Leninizm’in krizinden söz etmek, gereken açıklamanın yapılmaması durumunda, krizi teoriyle ya da bilimsel düzeyle sınırlamak anlamına gelir.

İdeolojik kriz
Komünist hareketin ideolojik krizinden ne durumda söz edilebilir? Marksizm-Leninizm’in teorik temelleri ve temel ilkeleri hakkında kuşku duyuluyorsa, bunları gözden geçirme ya da bunlardan vazgeçme eğilimi vb. varsa komünist hareket ideolojik kriz geçirmektedir. Örneğin, işçi sınıfına dayanan sosyalizm anlayışı sorgulanıyorsa, komünist toplumun örgütlendirilmesi için proletarya diktatörlüğünün zorunlu olduğu düşününden vazgeçme eğilimi varsa söz konusu olan ideolojik krizdir. Marksizm-Leninizm’in teorik temelleri revizyondan geçirilerek terkedilmişse, temel ilkelerden vazgeçilmişse artık komünist hareketin krizinden söz edilemez; çünkü o hareketin yerini bir başka hareket, örneğin revizyonist bir hareket almıştır.

Teorik kriz
Teori sözcüğünün bilimsel kullanılışı da bir sorun olageldi. Bir şeye bakmak anlamına gelen Yunanca ‘theorein’ sözcüğünden türeyen teori sözcüğü, bilimsel olarak maddi gerçekliğin insan bilincine düşünsel olarak yansıması anlamına gelir. Teori terimi farklı anlamlarda kullanılır. Gözlem tarafından desteklenmeyen, pratikte denetlenemeyen bir varsayım (hipotez), bir tahmin, tam olmayan/ eksik bilgiye dayanılarak oluşturulan düşün anlamında kullanılabileceği gibi, gözlem tarafından desteklenen, pratikte doğrulanan bir varsayım, bilimsel bir varsayım anlamında da kullanılabilir. Bilimsel anlamda teori, gerçekliğin düşünsel olarak kendi içinde tutarlı bir modeli ya da çerçevesi olarak tanımlanabilir. Bilimlerde teoriler ya da teorik düşünceler bilimsel yönteme göre formüle edilirler (bilimsel düzeyde teorik düşüncelere bilimsel bir anlatım biçimi verilir), geliştirilirler ve değerlendirilirler. Birçok durumda maddi gerçeğin bir modeli olarak görülen teori, gözlemler ve insansal deneyimler konusunda genellemeler yapar ve iç-ilişkilere sahip olan, tutarlı ve sistemli bir dizi düşünceden oluşur. Bir varsayımın teori olarak gelişmesi ya da teoriye dönüşmesi için onun pratik tarafından doğrulanması gerekir. Teori sahip olduğumuz verileri genel olarak açıklayan ve denenebilir geçerli tahminlerde bulunan kurulmuş bir model, bir paradigmadır. Örneğin, Marksizm-Leninizm kendi içinde tutarlı ve sistemli bir modeldir.

İnsanlığın tarihi bize teoriye duyulan gereksinimin vazgeçilmez insansal gereksinimlerden biri olduğunu gösterir. Teoriye neden gereksinim duyarız? İnsan olarak olguları açıklamak, öngörmek ve hakim olmak isteriz. Bunun için, diğer şeylerin yanı sıra, teoriler oluştururuz. Toplumsal bir teorinin ortaya çıkması için ortada çözülmesi gereken bir sorunun ve yerine getirilmesi gereken bir görevin olması gerekir. Başka sözcüklerle, toplumun maddi gelişme düzeyinden bağımsız bir toplumsal teorinin ortaya çıkması, ütopya olması dışında, olanaksızdır. Ancak toplumun maddi gelişmesi toplumsal bir teoriye gereksinim yaratır. Örneğin, bilimsel komünizm/Marksizm, kapitalist ekonomik, sosyal ve politik sistemin 19. yüzyılda ulaştığı gelişme aşamasının yarattığı sorunların irdelenmesi ve toplumun önüne koyduğu yeni görevlerin yerine getirilmesi çalışmasının bilimsel ürünü oldu.

Marksizm-Leninizm, her şeyden önce kapitalist toplumun yıkılıp yerine komünist bir toplumun kurulması politik projesidir. Kapitalist toplumun maddi yaşamındaki gelişmeler Marksizm-Leninizm’in de geliştirilmesini zorunlu kıldı. Marksizm, kapitalizmin çelişkilerinin çözümlenmesi sürecinde doğdu. Gelişmesi de öyle oldu. Öyle olmayı da sürdürecektir. Onun bilimsel materyalist bir teori olması bunu kaçınılmaz kılar.

Marksizm-Leninizm kapitalizmin çok yönlü ve derin eleştirisini sunan biricik toplumsal teoridir. Bu özelliğini sürdürebilmesi için kapitalizmin çelişkilerini çözümleme işini sürdürmek zorundadır. Aksi durumda, Marksizm-Leninizm bilimsel bir teori olarak krize girer ki, on yıllardır yaşanmakta olan da budur. Genel olarak konulacak olursa, genel bir teorinin ya da onun herhangi bir alan/alt teorisinin krizinden onun varolanı irdeleme ve açıklama bakımından yetersizliği durumunda söz edilebilir. Temelleri sağlam olan Marksist-leninist teorinin krizi de onun genel olarak kapitalist sistemdeki gelişmeleri irdeleme ve açıklamada yetersiz kalması olarak anlaşılmalıdır. Bunun sorumlusu teorinin kendisi değil, onu genişliğine ve derinliğine geliştirme konusunda üzerlerine düşen görevleri yapmayan/yapamayan komünist kuşaklardır. Komünist kuşakların seksen yıldır görevlerini gereği gibi yapamamalarının faturası, kendilerinden önceki kuşakların oluşturdukları ve geliştirdikleri teorinin kendisine çıkarılamaz. İdeolojik-politik bir akım olarak komünizmin teorisi de dinamiktir; ama bu dinamikliği sağlayacak özneler gereğince dinamik değillerse teori ne yapsın? Örneğin, önceki kuşakların çöküşünü yakın gördükleri kapitalizmin nasıl olup da bu denli direngen çıktığı ya da bu duruma geldiğini açıklayan, en azından benim bildiğim, bir marksist-leninist teori yok. Örneğin, bütünsel bir “sömürü teorisi”, yine bildiğim kadarıyla, yok. Örnekler çoğaltılabilir; ama burada vurgulamakla yetinmek gerekir ki, teorinin dinamikliği onu geliştirecek teorisyenlerin dinamikliğini zorunlu kılar. Bu yoksa öbürü de yoktur.

Kapitalizmin dünya ölçeğinde yeniden örgütlendirilmesi komünist teoriye nasıl yansımalı/yansıyor? Komünist hareketin teorisi kapitalizmin ulaştığı gelişme düzeyini, dünya kapitalist sisteminin politik-ekonomik yeniden örgütlendirilmesinin nedenlerini ve ortaya çıkan sonuçları açıklayabilmeli ve olası sonuçlara ilişkin bilimsel varsayımlarda bulunabilmelidir. Ancak bunu yaparak dünyanın komünist devrimci dönüşümü için kullanılacak bir silah olma özelliğini koruyabilir. Kapitalizmin dünya ölçeğinde yeniden örgütlendirilmesi ya da kapitalizmin giderek daha uluslararası/küresel bir karakter kazanması komünist hareketin de uluslararası/küresel karakterini geliştirir ve güçlendirir. Giderek artan derecede küreselleşen kapitalizme karşı küresel taktiklerle (savaşım ve örgüt biçimleriyle) savaşım yürütmek zorunluluğu vardır. Sermayenin yeni örgütlenme biçimleri, emperyalist kapitalizme karşı savaşımı daha doğrudan ve uluslararası karakteri daha güçlü bir savaşım kılıyor. Komünist hareket bunun teorisini formüle edebilmelidir.

Vurgulanmalıdır ki, komünist hareketin ve işçi sınıfı hareketinin karşı karşıya bulundukları pratik-politik sorunlara ilişkin olarak, en azından teorik düzeyde, çözüm üretememe ve genel olarak sınıf savaşımında, özel olarak da sosyalist sınıf savaşımında ortaya atılan sorulara yanıt verememe ya da yanıt verebilecek biçimde geliştirilmeme ve kullanılmama anlamında da bir kriz vardır.

Politik kriz
Komünist hareket, elverişli nesnel koşullara karşın politik hareket olarak büyüyemiyor, hatta güç yitimine uğruyorsa, yani işçi sınıfı hareketiyle kitlesel politik bağlar kurmasını sağlayabilecek ya da bu bağları sürdürebilecek taktikler uygulayamıyorsa, genel olarak toplumsal gelişmeler, özel olarak politik gelişmeler karşısında edilgin kalıyorsa, politik sınıf savaşımında ciddiye alınabilir bir politik güç durumuna gelemiyorsa politik bir kriz içinde demektir. Bu durum politik hareket olarak büyüyememe krizi olarak da tanımlanabilir. Komünist hareketin politik krizi şöyle özetlenebilir: On yıllardır süren savaşıma karşın bilimsel komünizm ile işçi sınıfı hareketi ayrı yollardan yürümeyi sürdürüyorlar, yani ortada komünist bir işçi hareketi yok. Ne tekil ülkeler düzeyinde, ne de dünya düzeyinde.

Örgütsel kriz
Tekil bir devletteki komünist hareketi örnek olarak alalım. Komünist parti ve komünist hareketin henüz parti-öncesi örgütlerden oluştuğu gelişme aşamasında parti-öncesi politik örgütler büyüyüp güçlenme yerine bölünüyor ve güç yitimine uğruyorlarsa, partinin ve örgütlerin yapıları örgüt-içi demokrasinin uygulanmasının ve geliştirilmesinin önünde engel oluşturuyorlarsa, örgüt-içi anlaşmazlıklar, örneğin temel örgütlenme ilkeleri ve bunların uygulanması sürekli olarak örgüt-içi savaşım konusu oluyorlar ve örgüt olarak davranılmasını engelliyorlarsa ortada örgütsel bir kriz vardır.

Örgütsel kriz sorunu dünya düzeyinde ele alınacak olursa, bu krizin bir diğer önemli unsuru da dünya komünist hareketinin parçalanmışlığı ve politik olarak büyüyememesidir. Dünya komünist hareketini oluşturan parti ve parti-öncesi örgütler arasında örgütsel ilişki ve birlikte çalışma yokluğudur Dünya komünist hareketinin durumu tek bir sözcükle özetlenebilir: paramparçalık.

Tekil ülkelerde teorik, politik ve örgütsel olarak görece olgunlaşmış komünist partilerin varolmadığı tarihsel koşullarda komünist partiler ve örgütler arasında dünya düzeyinde örgütsel ilişkilerin komünist-devrimci bir merkez aracılığıyla sağlanması ve sürdürülmesi daha bir önem taşır. Dünya komünist hareketi seksen yıldır dünya proletarya diktatörlüğü için savaşım yürütme yeteneğinde olan böylesi bir merkezden yoksun. Genel ve kronik kriz bataklığında debelenip duruyor. Bataklıktan kurtulma çabaları son derece zayıf ve örgütsüz. Komünizmin ancak dünya ölçeğinde kurulabileceği nasıl gereği gibi anlaşılmamışsa, krizi atlatmanın da dünya ölçeğinde gerçekleşebileceği anlaşılmamıştır.

Örgütsel krizin temel bir öğesi de komünist devrimci önderlik krizidir. Yalnızca komünist hareketin önderlikten yoksunluğu anlamında değil, hem tekil devlet düzeyinde, hem de dünya düzeyinde işçi sınıfının devrimci önderlikten yoksunluğu anlamında da önderlik krizi vardır. Komünist hareketin önderlik kriziyle işçi sınıfının savaşımının devrimci önderlikten yoksunluğu arasında diyalektik bir ilişki vardır.

Komünist hareket, krizinin nedenlerini, çok yönlülüğünü, derinliğini kavrayan ve olası çıkış yollarını bulabilecek ideolojik-teorik-politik olgunluğa sahip önderlerden yoksundur. Var olan örgüt önderleri komünist hareketin kriz durumundan çıkışına önderlik edemedikleri gibi, veriler gösteriyor ki, önderlik edebilecek yeteneklere de sahip değildirler. Özellikle teorik (yeniden) üretim alanında.

İçinden geçilen dönem komünist-devrimci önderlerin ağır yükümlülükler taşımak zorunda oldukları bir dönemdir de. Önderler bir önderlik sınavından geçmektedirler. Ya krizden çıkış savaşımına önderlik edecekler ya da yerlerini bu zorlu görevi yapabilecek olanlara bırakacaklardır.

4. Krizlerin tarihi

Komünist devrimci hareketin tarihi, aynı zamanda onun krizlerinin ve kopuklukların tarihidir. Teorik-pratik bir akım olarak dünya komünist hareketi, söylenebilir ki, devrimci yükseliş veya devrim dönemleri gibi kısa zaman dilimleri dışında, genel bir kriz içinde oldu. On yıllardır sürmekte olan “güncel” kriz, komünist hareketin en ağır krizi olma özelliğine sahip.

Bilimsel komünist teori kapitalist toplumun bilimsel irdelenmesinin ürünüdür. O, kapitalist toplumsal gerçekliğin düşünsel yansıması olduğu içindir ki, tıpkı kapitalizm gibi eşitsiz ve sıçramalı olarak gelişir ve dönemsel krizler geçirir. Gerek kapitalizmin, gerekse komünist hareketin tarihi, kapitalizmin gelişme aşamaları ve kriz dönemleriyle komünist hareketin gelişme aşamaları ve kriz dönemleri arasında yakın bir ilişki, diyalektik bir ilişki olduğunu gösteriyor. Genel bir kural olarak birincisi ikincisinin gelişme aşamalarına damgasını vura geldi.

Komünist hareket, 1848 devrimlerinin yenilgiye uğramalarının bir sonucu olarak ilk kez krize girdi. Komünistler Birliği’nin kapatılması bunun en çarpıcı örgütsel göstergesidir. 1848 devrimlerinin yenilgisini kapitalizmin görece hızlı gelişmesi izledi. Bu dönemde işçi hareketi oldukça zayıftı. Hızlı kapitalist gelişmeyi 1859 ekonomik krizi izledi. Bu dönem işçi sınıfı hareketi ve komünist hareketin görece canlanma dönemiydi ve 1863’te komünist bir ideolojik-politik bir kimlik taşımamasına karşın bilimsel komünist akımı da içinde barındıran Birinci Enternasyonal kuruldu. 1871’de Paris Komünü’nün yenilgisi Birinci Enternasyonalin de sonu oldu. Paris Komünü’nün yenilgisini kapitalizmin hızlı olarak büyüdüğü bir dönem izledi. Politik düzeyde reformizm güç kazandı. İkinci Enternasyonal ancak on sekiz yıl sonra, 1889’da kuruldu. (3) İkinci Enternasyonalin komünist kimlik taşıdığını varsayarsak, komünist hareketin, onun teorisini ve politikasını derinden etkileyen ve etkisini günümüzde de sürdüren son derece kapsamlı sonuçlara neden olan ilk ön önemli krizi, Almanya’da kapitalizmin hızlı gelişmesinin ve bu gelişmenin işçi sınıfı ve komünist harekette ideolojik ve politik olarak güçlü bir burjuva etki yaratmasının ürünü olarak 19. yüzyıl sonunda ortaya çıktı. Eduard Bernstein’ın babası olduğu kabul edilen revizyonist akımın ortaya çıkışı, işçi sınıfı ve komünist hareketin tarihindeki en önemli kilometre taşlarından biri oldu. (4) Dünya kapitalist-emperyalist sisteminin genel krizi sosyal-reformist İkinci Enternasyonalin de sonu oldu. Birinci Emperyalist Savaş sırasında son derece güç yitiren komünist akım, özellikle Ekim Devrimi’nin etkisiyle savaş sonrasında büyük bir çekici güç oldu. Denilebilir ki, Birinci Emperyalist Savaş sayesindedir ki, bilimsel komünist akım sosyal-reformizmden ideolojik-teorik, politik ve örgütsel olarak kesin kopuşu gerçekleştirdi ve uluslararası düzeyde merkezi olarak örgütlendi. Mart 1919’da Üçüncü Enternasyonal (Komintern) kuruldu. Doğrudan komünist ideolojik-politik karaktere sahip olan bir enternasyonal örgütün kurulması için küçük-burjuva oportünist İkinci Enternasyonalin çökmesi gerekiyordu.

Üçüncü Enternasyonalin (Komintern) ilk yılları dışta tutulacak olursa 20. yüzyıl, özellikle yüzyılın ilk yarısı, yalnızca kapitalizmin genel ve devresel krizlerinin değil, komünist hareketin krizinin de yüz yılı oldu. Genel olarak saptanabilir ki, kapitalizmin krizi ve emperyalist savaş dönemleri, toplumsal bir teori ve hareket olarak Marksizm-Leninizm’in de kriz içinde olduğu dönemler oldu. (5) Birinci Emperyalist Savaşın başında İkinci Enternasyonalin “ihaneti” yaşanırken, kapitalizmin ağır bir genel kriz geçirmekte olduğu 1930’lu yıllarda ve İkinci Emperyalist Savaş öncesi dönemde ve sırasında Üçüncü Enternasyonalin “ihaneti” yaşandı.

5. “Güncel” kriz

Dünya komünist hareketi, tarihinde daha önce görülmeyen uzunlukta bir kriz sürecini yaşamaktadır. On yıllardır teorik, politik ve örgütsel olarak çok yönlü ağır bir kriz, kronik bir kriz içinde bulunmaktadır. Yine on yıllardır, bu kronik kriz durumuna, onu aşmaya yönelik güçlü bilinçli-planlı, ne ülkesel ne de küresel düzeyde, bir örgütsel müdahalede bulunulmuyor, daha doğrusu bulunulamıyor. Komünist hareket, krizine güçlü ve sonuç alıcı müdahalede bulunma yeteneğinde olan örgüt ve örgütleri henüz ön plana çıkaramadı. Varolan görece büyük komünist örgütler, örneğin Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasında, ne kendi krizlerinin, ne de parçası oldukları komünist hareketin krizinin farkındalar ya da farkında değillermiş gibi davranıyorlar. Böyle devam etmeye de kararlı gözüküyorlar.

Komünist hareket ideolojik-teorik hareket olarak az gelişmiştir. Söz konusu olan,diğer şeylerin yanı sıra, ideolojik-teorik olarak olgunlaşamama krizidir. Genel bir çekim gücüne sahip olan teori ya da teoriler yok. On yılların birikmiş sorunları son derece ağır. Bu sorunların çözümü büyük ideolojik-teorik ve politik güçlerin harekete geçirilmesini gerektiriyor
Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi açısından sözü edilecek olursa, komünist hareketin sorunlarını, görevlerini ve önceliklerini kavrayabilen az sayıda komünist bu sorunlar ve devasa görevler karşısında çaresiz kalıyor. On yıllardır , ne teorik ne de pratik olarak çekim merkezi olan ya da olabilecek kapasiteye sahip komünist odak ya da odaklar var.

Krizin tarihsel kökenleri
Komünist hareketin geçirmekte olduğu krizin kökleri çok eskilere dayanır. Şimdilik kısaca değineceğim bu kökler, aynı zamanda, krizin neden bu denli uzun sürerek kronik bir karakter kazandığının da ipuçlarını verecektir. Komünist hareketin genel ve kronik krizine neden olan etkenler nesnel ve öznel etkenler olarak ayrılarak irdelenmeli, çözümlenmeli ve sonuçlar çıkartılmalıdır.

  • Sosyal-reformist İkinci Enternasyonalden kopuşta gecikme
Komünist hareketin “güncel” sorunu ele alınırken üzerinde durulması gereken noktalardan biri de İkinci Enternasyonal içinde bulunan komünist-devrimci akımın bürokratik-revizyonist akımdan kopuşu gerçekleştirmekte geç kalmasıdır. Devrimci Bülten’in 31. Sayısında (Aralık 2002) yayımlanan “Komünist Hareketin Sorunları, Görevleri ve Önceliklerine Genel Bir Bakış ve Öneriler” başlıklı yazıda bu konuya da değindim:

“Eleştiri silahını daha gerilere de çevirme söz konusu olduğu sürece vurgulanması gereken noktalardan biri de, Lenin başta olmak üzere Rusya komünistlerinin ve diğer ülkelerden komünistlerin İkinci Enternasyonal revizyonist-oportünizmine karşı komünist devrimci savaşımı başlatmada gecikmiş olmalarıdır. Lenin’in önderliğinde Rusya komünistleri ve diğer ülkelerin komünistleri, İkinci Enternasyonalin açık ihanetine karşı devrimci tutum takınarak ve sosyal-reformist İkinci Enternasyonalin karşısına Komünist Enternasyonali çıkararak dünya komünist ve işçi hareketine büyük bir hizmette bulundular. Ancak, kabul etmek gerekir ki, onlar, Alman Sosyal-Demokrat Partisi (ASDP)’nin bürokratik-revizyonist yozlaşma sürecini yaşadığını, bürokratik bir sosyal-reformist düzen partisi durumuna geldiğini saptayamadılar, onun yozlaşmasına zamanında karşı çıkamadılar. Asıl önemli olan açık revizyonist ihanetten sonra ASDP’ye ve onun önderlik ettiği İkinci Enternasyonal revizyonizmine karşı tutum almak değil, onun gelişimini önceden görmek ve daha ağır zararlar vermeden ona karşı savaşım bayrağını kaldırmak ve komünistlere ve sınıf-bilinçli işçilere önderlik etmekti. Komünist devrimci önderlik bunu gerektirir. Bu anlamda, başta Lenin olmak üzere komünistler görevlerini yapmadılar ya da yapamadılar. Uluslararası komünist hareketin, sonuçlarının ortaya çıkması on yıllara yayılan, ağır bedeller ödemesinin nedenlerinden biri de işte bu başarısızlık oldu.”
  • Avrupa devrimlerinin yenilgiye uğramaları
Birinci emperyalist yeniden paylaşım savaşını izleyen yıllarda (1918-1923 dönemi), Almanya başta olmak üzere Avrupa’da patlak veren devrimlerin yenilgiye uğramaları da dünya komünist hareketi içinde oportünist, ulusal dar görüşlü ideolojik-politik eğilimlerin gelişmesine elverişli bir zeminin oluşmasına katkıda bulundu.
  • Komünist-devrimci önderlik eksikliği
Lenin’in ölümü Üçüncü Enternasyonalin tarihindeki kilometre taşlarından biri oldu. Dünya komünist hareketi geç bulduğu Lenin gibi bir önderi çabuk yitirdi. Onun ölümü yalnızca Komintern’in değil, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin ve Ekim Devrimi’nin de öndersiz kalmasına neden oldu. Avrupa devrimlerinin yenilgisi, Lenin’in ölümü gibi nedenler komünist hareket-içi kimi öğelerle (örneğin, dünya komünist hareketinin teorik ve örgütsel olarak azgelişmişliği, küçük-burjuva milliyetçi sosyalizm anlayışının etkisi) birleşince Üçüncü Enternasyonal bürokratik-oportünist bir yozlaşma sürecine girdi. Bunun olumsuz etkileri bugünümüzü etkilemeye devam ediyor.
  • Ekim Devriminin kesintiye uğraması. Bürokratik yozlaşma
Nesnel nedenlerden (örneğin, Avrupa devrimlerinin yenilgisi gibi) dolayı Ekim Devrimi’nin yalnız kalması ve Avrupa devrimlerinin yenilgisiyle birleşen ve bir anlamda da onun sonucu olan öznel nedenlerden (örneğin, komünist devrimci önderlikten yoksunluk ve komünist harekette oportünizmin güç kazanması gibi) dolayı 1920’li yılların ikinci yarısından itibaren küçük-burjuva milliyetçi bürokratik yozlaşma sürecine girilmesi komünist hareketin krizi sorunu irdelenirken titizlikle üzerinde durulması gereken bir nokta. Bir akım olarak komünizmin “güncel” krizi, denilebilir ki, Ekim Devrimi’nin kesintiye uğramasıyla başladı. Şöyle ki, Ekim Devrimi’nin kesintiye uğraması ve küçük-burjuva bürokratik yozlaşma dikkatleri tek ülkede komünist toplumun alt aşamasının (sosyalizmin), hatta üst aşamasının kurulması ve yaşatılması üzerinde toplanmasına neden oldu. Başka biçimde ifade edilecek olursa, SBKP’nin, Sovyetler Birliği’nin ve Üçüncü Enternasyonalin bürokratik yozlaşması Ekim Devrimi’nin kesintiye uğramasının sonuçları arasındadır.
  • Marksizm-Leninizm Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nde devletin varlığının korunmasının ideolojik silahı durumuna getirildi
Komünizmin bugünkü krizi ile Marksizm-Leninizm’in, Kruşçev revizyonizmi ya da modern revizyonizm olarak adlandırılan akımın ortaya çıkmasından çok daha önce, Josef Stalin’in başında bulunduğu bürokratik kliğin yönetimi döneminde gerçekleştirilen oportünist-revizyonist çarpıtılması arasında dolaysız bir ilişki vardır.

Marksizm-Leninizm kapitalizmi yıkmanın ve yerine komünist bir toplum kurmanın teorisidir. Statükonun korunmasının, sosyalist bile olsa, bir devletin iç ve dış politikasının aleti değil. Veriler gösteriyor ki, Marksizm-Leninizm, SSCB’de politik iktidarı ele geçiren bürokrasinin çıkarlarına uygun olarak kurulan “yeni” bir toplumun ideolojik olarak haklı çıkarılması amacıyla revizyondan geçirildi. SBKP’nin otoritesi kullanılarak teori ve teorik gelişme üzerinde bürokratik bir tekel kuruldu. Girişkenlik ve yaratıcılık engellendi. Marksizm-Leninizm devrimci bir teoriden evrimci bir teoriye dönüştürüldü. Bu ikinci durumda artık Marksizm-Leninizm’den değil, revizyonist reformizmden söz edilebilir.
  • SSCB’nin devlet gücünün ve SBKP’nin otoritesinin komünist hareket üzerinde denetimi sağlamak için kullanılması
Genel olarak dünya komünist hareketi ve özel olarak SBKP, devlet olarak Sovyetler Birliği’nin korunmasının aracı durumuna getirildi. Parti olarak SBKP’nin, devlet olarak da Sovyetler Birliği’nin otoritesi dünya komünist hareketi üzerinde ideolojik, teorik, politik ve örgütsel denetimi sağlamak için kullanıldı. SBKP’de ve Komintern’de egemen olan eğilimlere muhalif olan ve komünist olarak değerlendirilebilecek eğilimlerin bürokratik olarak bastırılması pratiği uygulandı. Dünya komünist partisi olarak kurulan Komintern, dünya proletarya diktatörlüğü uğruna savaşımının bir aracı olmaktan çıktı, Sovyetler Birliği devletinin dış politikasının bir aleti durumuna geldi.

Bir akım olarak komünizm, SBKP’nin Lenin sonrası bürokratik yozlaşmaya uğramasının ve diğer ülkelerde kurulu bulunan komünist partilerin ve parti-öncesi örgütlerin ezici çoğunluğunu etkisi altına almasından sonra bir daha kendini toparlayamadı. Dönemsel olarak hafifleyen sürekli bir kriz içerisinde yaşamını sürdüre geldi.

İkinci Dünya Savaşında SSCB’nin zafer kazanması da Marksizm-Leninizm’in “Stalinist” yorumunun sürmesine katkıda bulundu. Otoritesi güçlenen ve uluslararası etki alanı genişleyen SSCB’nin devlet gücü daha da artan derecede kullanıldı.
  • Kruşçevci karşı-devrim ve sonrası
Stalin’in ölümünden sonra “Kruşçevci” gerici bürokratik katmanın parti ve devlet yönetimini ele geçirmesinden sonra oportünist-revizyonist harekette bölünme daha da belirginleşti. Faşizme karşı zafer kazanmış bir devletin gücü ve onu yöneten partinin otoritesi uluslararası etkiyi sürdürmek için kullanıldı. Dünya işçilerinin ve emekçilerinin önemli bir kesiminin gözünde Sovyet modern revizyonizminin Marksizm-Leninizm’in yaratıcı biçimde uygulanması olarak görülmeye devam edilmesi ve SSCB’nin sosyalist olduğu yanlış bilinci gibi nedenler de krizin farkına varılmasında gecikildi. (6)
  • “Refah devleti” olgusu
Kapitalizm, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1970’li yılların başlarına dek görece istikrarlı olarak büyüdü; ve işçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin sosyo-ekonomik koşullarında daha önce görülmemiş derecede bir iyileşme dönemi yaşandı. Özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde, işçi sınıfı hareketi üzerinde sınıf işbirlikçiliği egemenlik sağladı. Anti-komünist saldırıların da etkisiyle komünist devrimci hareketin işçi sınıfı hareketi üzerindeki etkisi çok zayıf kaldı.
  • “Ulusal” savaşımın ve uluslararası savaşımın birleştirilememesi
Dünya komünist hareketinin krizinin nedenlerinden biri de tekil ülkelerdeki sosyalizm savaşımının küresel sosyalizm savaşımıyla birleştirilmemesi ya da birleştirilememesidir. Bunda tekil ülkeler işçi sınıfı hareketi içinde milliyetçi ideolojik-politik etkilerin ve dar ekonomik çıkarlar için yürütülen rekabetin yanı sıra, “komünist” olarak tanınan revizyonist-reformist partilerin de büyük bir rolü oldu. Proleter örgütlenme sorunu hem ulusal, hem de uluslararası bir sorundur. Komünist örgütlenme sorunu da. Bu ikisinin buluşamaması komünist hareketin krizinin belli başlı öğelerindendir. Bırakalım bu ikisinin buluşamamasını, komünist hareket kendine uluslararası düzeyde birleşik örgüt karakteri kazandıramadı.
  • Küçük-burjuva sosyalizminin büyüyen etkisi
Küçük-burjuva devrimci sosyalizminin önderliği altında Çin, Vietnam, Küba gibi ülkelerde gerçekleşen devrimler nedeniyle küçük-burjuva sosyalizminin etkisi arttı. Çin ve Vietnam gibi ülkelerde devrime ve ulusal kurtuluş savaşına önderlik eden partilerin kendilerini “komünist” olarak adlandırmaları nedeniyle bu partilerin ve toplumların sosyalist olduğu yanlış bilinci yaygınlaştı ve devrimci kuşaklar üzerinde etki sağladı. (7)

(1) Başlığında dile getirilen sorunun görece ayrıntılı olarak ele alınmasına genel bir giriş olarak görülmesi gereken bu yazı, 1980’li, 1990’lı ve 2000’li yıllarda yazmış olduğum kitaplardan, broşürlerden, yazılardan, mektuplardan ve notlardan da büyük ölçüde yararlanılarak hazırlandı.
(2) 1920’li yılların sonu ile 1930’lu yılların başlarından bu yana Marksizm-Leninizm’i kimlerin temsil ettiği, yani kimlerin komünist ideolojik-politik kimliğe sahip oldukları ayrıca ele alınması gereken bir konu.
(3) Genel olarak kabul edilenin tersine, İkinci Enternasyonalde bilimsel komünizmin egemen akım olup olmadığı benim için bir soru işaretidir. Eğilimim olmadığı yönündedir. Bilimsel komünizmin egemen akım durumuna gelmiş olduğu kabul edilse bile bunun çok kısa sürmüş olduğu söylenmelidir. İkinci Enternasyonal, özel olarak anmak gerekirse, Alman Sosyal Demokrat Partisi (ASDP) 1914 Ağustos’undan çok önce sosyalist devrimci savaşım alanını terk etmiş, sosyal-reformist bir ideolojik-politik karakter kazanmıştı.
(4) Revizyonist görüşlerine rağmen ASDP üyesi olarak kalan Bernstein’ın ideolojik-teorik etkisi arttı ve yandaşları parti yönetimi içinde giderek artan derecede etkili mevkiler ele geçirdiler.
(5) Kapitalizmin krizi dönemlerinin Marksizm’in yükselme dönemleri olması beklenirdi. Ama öyle olmadı. Nesnesi krizde olan bir teori ve hareket, nesnesinin geçirdiği krizden onun nesnesi olması durumuna son vermek için yararlanamıyor. Bu durum nasıl açıklanabilir? İşte, son derece ilginç bir araştırma konusu.
(6) Marksizm-Leninizm’in krizi sorununun komünist devrimcilerin gündemine geç girmesinin ulusal ve uluslararası nedenleri vardır. Bu yazıda başlı başına ele alınmamış olmasına rağmen, farkına varılacağı gibi, yazının birçok yerinde, özellikle bu bölümde, bu konu , şu ya da bu derecede, işlenmektedir.
(7) Yakın politik tarihin konuları olmalarına karşın, SSCB’nin çökmesinin olumsuz ve olumlu etkileri ve Çin, Kuzey Kore, Küba gibi ülkelerin, burjuva propagandasının etkisi altında, işçi kitlelerinin ezici çoğunluğu tarafından da hala “sosyalist ülkeler” olarak görülmeleri komünist hareketin krizi sorunu irdelenirken dikkate alınmaları gereken noktalar arasındadır.

Devamı...