Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  February 23 2019 19:06:27   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



Kapital’in Diyalektiği (Alan Woods - Ted Grant. Aklın İsyanı.)
FelsefeMarksist Felsefe ve Modern Bilim

Marx, Kapital’in üç cildinde diyalektik yöntemin toplumdaki en temel süreçlerin analizinde nasıl kullanılabileceğinin parlak bir örneğini verir. Böyle yapmakla Marx, politik ekonomi bilimini devrimcileştirmiştir, öyle ki, bu olgu, görüşleri Marx’ınkilere tamamen ters düşen ekonomistler tarafından bile reddedilmemektedir. Marx’ın eseri için diyalektik yöntem o denli temeldi ki, Lenin, Hegel’in Mantık’ını tamamen okumadan Kapital’i anlamanın, özellikle birinci bölümü anlamanın imkânsız olduğunu söyleyecek kadar ileri gitti! Şüphesiz bu bir abartmaydı. Ama Lenin’in kastettiği şey, Marx’ın Kapital’inin diyalektiğin nasıl uygulanması gerektiğine dair bizatihi anıtsal bir örnek olmasıydı.
Eğer Marx geride bir “Mantık” (büyük harfle) bırakmadıysa, Kapital’in mantığını bıraktı, ve bu mantık, bu sorunda sonuna kadar kullanılmalıdır. Kapital’de Marx, Hegel’de değerli olan ne varsa almış olan ve bunları daha ileriye götüren mantığı, diyalektiği ve maddeciliğin bilgi teorisini [aslında üç sözcüğe gerek yoktur: üçü de bir ve aynı şeyi anlatmaktadır] tek bir bilime uygulamıştır. [24]
Marx Kapital’de hangi yöntemi kullandı? Diyalektiğin yasalarını ekonomiye yamamadı, onları ekonomik sürecin tüm veçhelerinin uzun ve özenli bir incelemesinden çıkardı. Keyfi bir şema ileri sürüp ardından olguları ona uydurmaya kalkışmadı, olgunun bizzat titiz bir incelenmesiyle kapitalist üretimin hareket yasalarını açığa çıkarmak üzere yola çıktı. Politik Ekonominin Eleştrisine Giriş’te Marx kendi yöntemini şöyle açıklar:
Kısa bir not olarak kaleme almış olduğum genel girişten vazgeçiyorum, çünkü daha yakından bakınca, henüz kanıtlanması gereken sonuçların herhangi bir önceden koyuluşu bana itiraza açık görünmektedir, ve bütününde beni izlemeyi isteyen okuyucu özelden genele yükselmeye kararlı olmalıdır. [25]
Kapital sadece ekonomi alanında değil, genel olarak toplumsal bilim alanında büyük bir atılımı temsil ediyordu. Kapital’in şu anda bilimciler arasında yürümekte olan tartışmalarla doğrudan bağlantısı vardır. Bu tartışma daha Marx hayattayken başlamıştı. O sıralar bilimciler, şeyleri birbirinden ayırma ve bunların ayrıntılarına dalma sevdasına kapılmışlardı. Marx ve Engels kendi dönemlerinde çok eleştirdikleri bu yönteme “metafizik* yöntem” demişlerse de, bugün bu yönteme “indirgemecilik” denmektedir. Mekanistler fiziğe 150 yıl boyunca hakim oldular. Ancak şimdilerde indirgemeciliğe karşı tepki oluşmaya başlamıştır. Yeni bir bilimciler kuşağı kendi önüne bu mirası aşma ve eski yaklaşımların yerine konacak yeni prensiplerin formülasyonuna doğru ilerleme görevini koyuyor.

Marx sayesindedir ki, ekonomide indirgemeci eğilim geçen yüzyılın ortalarında yerle bir edilmiştir. Kapital’den sonra bu yaklaşımı akıldan geçirmek mümkün değildir. Politik ekonomiyi açıklamada “Robinson Crusoe” yöntemi (“ıssız bir adada iki insan hayal edin ...”) kötü okul kitaplarında ve kaba popülerleştirme girişimlerinde zaman zaman su yüzüne çıkıyorsa da ciddiye alınamaz. Ekonomik krizler ve devrimler ıssız bir adadaki iki birey arasında cereyan etmez! Marx, kapitalist ekonomiyi, bireysel mübadele eylemlerinin toplamı olarak değil, doğa yasaları kadar güçlü olan kendi yasaları tarafından hükmedilen karmaşık bir sistem olarak analiz eder. Aynı biçimde şimdi fizikçiler, bütünün sadece elementer parçaların toplamı olmadığı bir sistem olarak karmaşıklık fikrini tartışıyorlar. Elbette mümkün olduğu her yerde tekil parçalara hükmeden yasaları bilmek yararlıdır, ama karmaşık sistem, bunların basit birer uzantısı olmayan yeni yasaların hükmü altında olacaktır. Bu yöntem bütünüyle Marx’ın Kapital’inin yöntemidir: diyalektik materyalist yöntem.

Marx çalışmasına kapitalist ekonominin temel hücresiyle başlar: meta. Buradan kalkarak kapitalist toplumun tüm çelişkilerinin nasıl ortaya çıktığını açıklar. İndirgemecilik, bütün ve parça, özel ve genel gibi şeyleri karşılıklı olarak bağdaşmaz ve dışlayıcı görür, oysa bunlar birbirlerine bütünüyle kopmaz biçimde bağlı olup, karşılıklı iç içe geçerler ve birbirlerini belirlerler. Kapital’in birinci cildinde Marx, metaların kullanım değeri ve değişim değeri olarak ikili karakterini açıklar. Çoğu insan metaları salt kullanım değerleri olarak, yani insan ihtiyaçlarını gidermeye yarayan somut, yararlı nesneler olarak görür. Kullanım değerleri her tür insan toplumunda daima üretilmiştir.

Ancak, kapitalist toplum kullanım değerlerine tuhaf şeyler yapar. Onları değişim değerlerine –tüketim için değil, doğrudan doğruya satış için üretilen mallar– dönüştürür. Dolayısıyla her metaın iki yüzü vardır: sade, tanıdık kullanım değeri yüzü, ve esrarlı, gizli değişim değeri yüzü. Birincisi, belirli bir metaın doğrudan doğruya fiziksel nitelikleriyle bağlantılıdır (gömlek giyeriz, kahve içeriz, araba süreriz vb.). Ama değişim değeri görülemez, giyilemez ya da yenemez. Herhangi bir maddi varlığı yoktur. Oysa o, kapitalizmde metaın temel doğasıdır. Değişim değerinin nihai ifadesi, tüm metaların kendi değerlerini ifade etmelerinin aracı olan evrensel eşdeğer niteliğindeki paradır. Bu küçük yeşil kâğıt parçalarının, kendi hallerinde, gömlekler, kahve veya arabayla hiçbir alâkaları yoktur. Bunlar ne yenebilir, ne giyilebilir, ne de sürülebilirler. Oysa içlerinde öyle bir güç taşırlar ki, ve bu evrensel olarak öylesine tanınmıştır ki, insanlar bu kâğıt parçaları için adam öldürürler.

Metaın ikili doğası kapitalist toplumun bağrındaki çelişkiyi ifade eder: ücretli emek ve sermaye arasındaki çatışma. İşçi kendi emeğini işverene sattığını düşünür, ama aslında o, kapitalist tarafından nasıl uygun görülürse öyle kullanılan emek gücünü satar. Bu şekilde çekilip alınan artı-değer, işçi sınıfının ödenmemiş emeğidir ve de sermaye birikiminin kaynağıdır. İşte bu ödenmemiş emek, toplumun çalışmayan üyelerini, kira, faiz, kâr ve vergi yoluyla besler. Sınıf mücadelesi gerçekte bu artı-değerin bölüşümü için mücadeledir.

Artı-değer fikrini Marx icat etmedi, Adam Smith ve Ricardo gibi önceki ekonomistler bunu biliyorlardı. Ama Marx onun içindeki ana çelişkiyi açığa çıkarmak suretiyle politik ekonomiyi bütünüyle devrimcileştirdi. Bu buluş kimya tarihindeki benzer bir buluşla karşılaştırılabilir. 18. yüzyılın sonlarına kadar, her türden yanmanın özünde, yanan maddelerden filogiston denilen hayali bir şeyin ayrılmasının yattığı varsayılıyordu. Bu teori, o sıralarda bilinen kimyasal olayların çoğunu açıklamaya hizmet etti. Sonra 1774’te, İngiliz bilimci Joseph Priestley, “filogistonsuzlaştırılmış hava” dediği şeyi keşfetti ve daha sonra içinde bir madde yakıldığında bunun ortadan kaybolduğu bulundu.

Priestley aslında oksijeni bulmuştu. Ama o ve diğer bilimciler bu buluşun devrimci sonuçlarını kavrayamamışlardı. Uzunca bir süre eski biçimde düşünmeye devam ettiler. Daha sonra Fransız kimyacı Lavoisier yeni hava türünün gerçekte, yanma sırasında ortadan kaybolmayıp, yanmış maddeyle birleşen bir kimyasal element olduğunu keşfetti. Oksijeni diğerleri keşfetmiş olmalarına rağmen onlar ne keşfettiklerini bilmiyorlardı. Lavoisier’in büyük buluşu buydu. Marx da politik ekonomide benzer bir rol oynadı.

Marx’tan öncekiler artı-değerin varlığını keşfetmişlerdi, ama onun gerçek karakteri karanlıkta kalmıştı. Ricardo’dan başlayarak, önceki tüm teorileri kapsamlı bir analizden geçiren Marx, değerin gerçek, çelişkili doğasını keşfetti. Marx, meta üretimi ve değişiminin en basit formundan başlayarak ve sürecin tüm çok yönlü dönüşümlerini izleyerek, kusursuz bir diyalektik yöntem izlemek suretiyle, kapitalist toplumun tüm ilişkilerini inceledi.

Marx, metalarla para arasındaki ilişkiyi gösterdi ve paranın ayrıntılı bir analizini yapan ilk kişi oldu. Paranın sermayeye, emek gücünün alım satımı aracılığıyla nasıl dönüştüğünü gösterdi. Emek ve emek gücü arasındaki bu temel ayrım, artı-değerin esrar kilidini açan anahtardı, ki Ricardo bu sorunu çözmekte kifayetsiz kalmıştı. Değişmeyen ve değişen sermaye arasındaki farklılığı saptayan Marx, kendisini önceleyenlerden hiçbirinin yapamadığını yaparak, sermayenin tüm oluşum sürecinin izini ayrıntılı olarak sürebildi ve dolayısıyla onu açıklayabildi.

Marx’ın yöntemi baştan sona kusursuz bir diyalektik yöntemdir ve oldukça yakın biçimde Hegel’in Mantık’ındaki ana çizgileri izler. Bu husus, İkinci Almanca baskının Sonsöz’ünde açıkça belirtilir ve Marx burada Hegel’i bol bol över:
Yazar, benim asıl yöntemim olarak gördüğü şeyi bu kadar çarpıcı ve [benim bu yöntemi uygulayışım söz konusu olduğu ölçüde] cömertçe anlatırken, diyalektik yöntemden başka neyi anlatmaktadır?

Kuşkusuz sunuş yöntemi araştırma yönteminden farklı olmalıdır. Araştırma yöntemi, malzemeyi ayrıntılı olarak ele almalı, farklı gelişme biçimlerini analiz etmeli, iç bağıntılarının izini sürmelidir. Ancak bu çalışma yapıldıktan sonra gerçek hareket yeterince anlatılabilir. Eğer bu başarıyla yapılırsa, eğer konunun canlılığı tıpkı bir aynadaki gibi ideal biçimde yansıtılırsa, işte o zaman önümüzde salt a priori bir kurgu varmış gibi görünebilir...

Hegel diyalektiğinin mistikleştirici yönünü neredeyse otuz yıl önce, onun hâlâ moda olduğu bir sırada eleştirdim. Ama tam da ben Das Kapital’in ilk cildi üzerinde çalışırken, şimdilerde kültürlü Almanya’da çok gevezelik eden, hırçın, kibirli ve vasat Epigonlar, aynı Lessing zamanında cesur Moses Mendelssohn’un Spinoza için yaptığı gibi, Hegel’e bir “ölü köpek” muamelesi yapmanın memnuniyetini yaşıyorlardı. Bu nedenle ben bu güçlü düşünürün öğrencisi olduğumu açıkça ilân ettim ve hatta değer teorisi üzerine olan bölümde yer yer ona has ifade biçimleriyle flört ettim. Diyalektiğin Hegel’in ellerinde maruz kaldığı mistifikasyon, hiçbir surette onun diyalektiğin genel işleyiş biçimini kapsamlı ve bilinçli biçimde sunan ilk kişi olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Hegel’de diyalektik başaşağı durur. Eğer mistik kabuğun içindeki akılcı çekirdeği keşfetmek isterseniz, onu ayakları üzerine dikmeniz gerekir.

Mistik biçimiyle diyalektik Almanya’da moda oldu, çünkü şeylerin mevcut durumunu allayıp pulluyor ve yüceltiyor gibi görünüyordu. Akılcı biçimiyle diyalektik, burjuvazi ve onun doktriner profesörleri için bir rezalet, bir iğrençliktir, çünkü o, şeylerin mevcut durumunun kavranışında ve olumlanarak kabul edilişinde, aynı zamanda bu durumun yadsınmasının ve onun kaçınılmaz çöküşünün kabulünü de içermektedir; çünkü o tarihsel olarak gelişmiş her toplumsal biçimi akışkan maddelerin hareketi gibi görür ve bu nedenle onun geçici doğasını, onun anlık varlığından daha az olmamak üzere hesaba katar; çünkü hiçbir dayatmaya izin vermez, özü gereği eleştirel ve devrimcidir. [26]

DİPNOTLAR
[24] Lenin, Collected Works, cilt 38, s.319, bundan sonra LCW olarak anılacak. [bkz. Felsefe Defterleri, Sosyal Y., Mart 1976, s.266]
[25] Marx ve Engels, Selected Works, cilt 1, s.502, bundan sonra MESW olarak anılacak. [Seçme Yapıtlar, cilt 1, Sol Y., Aralık 1976, s.607-8]
* Metafizik: Bu sözcüğün iki tanımı vardır: Biri Marx ve Engels tarafından kullanılan şekli ve diğeri de daha geleneksel kullanımı. Marksist terminolojide, metafizik, şeylerin nihai ve değişmez, birbirlerinden bağımsız olduğunu savunan ve içsel çelişkilerin doğanın ve toplumun gelişiminin temel kaynağı olduğunu reddeden, doğayı, durgun, değişmez ve donmuş olarak ele alan bir yöntemdir. Her şey diğerlerinden ayrı olarak incelenebilir. Günümüzde, indirgemecilik sözcüğü metafizik yerine sıklıkla kullanılır olmuştur.
Daha geleneksel felsefi tanım Aristoteles’ten gelir. O bu sözcüğü, doğanın gözlenişine karşıt olarak, evrensel kavramlarla ilgilenen felsefe dalı olarak kullanır (Yunancada, “meta ta physika”, “fizikten sonra gelen” anlamına gelir). Sonraları, bu sözcük soyut idealist spekülasyonun eşanlamlısı haline geldi.
[26] Marx, Capital, cilt 1, s.19-20. [Kapital, cilt 1, Sol Y., 1986, s.28-9]

Kaynak URL:
http://www.marksist.com/AI/3_diyalektik_materyalizm.htm