Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  October 24 2017 03:58:33   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



Komünist Devrimci Savaşımda Gereksinimi Duyulan Nasıl Bir Partidir? (1) (A.H.Yalaz)
Yazılar-Broşürler“Komünist Hareketin Sorunları, Görevleri ve Önceliklerine Genel Bir Bakış ve Öneriler” başlıklı yazıda parti düşüncesinin hafife alınmasını da eleştiri konusu yaptım. Orada, diğer şeylerin yanı sıra, partinin kuruluşu sorununun bazı dar anlamda örgütleri oluşturmaya yeterli sayıda kadroya sahip olma, program ve tüzüğün hazırlanması ve nihayet kurucu bir kongrenin toplanması olarak ele alındığına dikkat çektim.

Komünist olan örgütlerin yanı sıra, kendilerini komünist ya da sosyalist olarak tanımlayan çok sayıda örgüt, değişen derecelerde olmak üzere komünist parti düşüncesini hafife alıyor, hatta reddediyor. Kimine göre, parti olarak, hele de açık ideolojik eğilimi olan gizli bir sınıf parti olarak örgütlenmek gereksizdir. Onlara göre, temel ideolojik eğilimler gibi, böylesi bir örgütlenme de artık geride kalmıştır, tarih olmuştur. Böylesine ‘dar’ örgütlenmelerin yerini yasal olarak kurulmuş ve yasal olarak politika yapan partiler ve ‘geniş’ toplumsal hareketler, ‘sivil toplum örgütleri’, vb. almıştır ya da almalıdır. Bu, tek bir sözcükle, tasfiyeciliktir. Bütün bu safsatalar da, kapitalist sınıfın gerek tekil devletler düzeyinde, gerekse uluslararası düzeyde en sıkı ve merkeziyetçi olarak örgütlenme eğiliminin güç ve ivme kazandığı, bu sınıfın tekelci kesiminin politik örgütlenme tekelini derinleştirdiği, kapitalist devletin merkezi yapısını daha da güçlendirdiği tarihsel koşullarda, hem de toplumsal örgütlenme sorunlarında değişime ayak uydurma, ilerleme adına savunuluyor.

Bu eğilime göre, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da geniş halk kitleler politika deyince yasal olarak yapılan politikayı; önderleri ve örgütleriyle herkesin gözü önünde olan partiler aracılığıyla yapılan politikayı anlıyorlar. Evet, geniş kitleler politika deyince, yanlış olarak yasal ve açık parti ve diğer araçlarla yapılan politikayı anladılar ve anlıyorlar. Onlara göre politikacı, oldukça kirlenmiş bir terim olarak, yasal particilik yapandır. 12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesi öncesi devrimci kabarış döneminde komünist devrimci ve demokrat devrimci savaşım yürütenler onların gözünde politikacı değil, devrimciydiler. (2) Komünistler bunun bilincindedirler, bilincinde olmalıdırlar. Ama bunu saptamak, ona teslim olmayı gerektirmez. Politikada kitle kuyrukçuluğunu haklı çıkarmaz. Yapılması gereken, her şeyden önce, işçi sınıfına ve diğer emekçi kitlelere komünist devrimcilerin (ve demokrat-devrimcilerin) neden yasadışı ve gizli olarak örgütlenmek ve çalışmak zorunda kaldıklarını, politikanın yasadışı olarak da yapılabileceğini ve yapıldığını, komünist politikacılıkla burjuva politikacılığı arasındaki ilkesel farklılıklar olduğunu açıklamak ve onların bu bakımdan politik olarak eğitilmelerine yardımcı olmaktır. İkinci olarak da gerek komünistlerin gerekse demokrat-devrimcilerin yasadışı çalışmayla yasal çalışmayı birleştirmek gerektiği düşüncesinde olduklarının açıklanması ve gereğinin yapılmaya çalışılmasıdır. (3)

Devrimci politik karakterini koruyan komünist olma iddiasındaki kimi küçük-burjuva sosyalist (demokrat-devrimci) örgütlere göre, gizli olarak örgütlenmiş bir parti gereklidir. Ancak, onların parti teorisine göre, komünist partisi az sayıda kadro tarafından da kurulabilir. Onlara göre önemli olan ideolojik-politik çizgidir. Parti kuracak ideolojik, politik ve örgütsel olgunluğa ulaşılıp ulaşılmadığı önemli değildir ya da ikincildir.

Devrimci küçük-burjuva sosyalist örgütler, komünist/leninist parti teorisinin hafife alınmasında yalnız değiller. Komünist ideolojik-politik karaktere sahip olan kimi örgütler (örneğin, MLKP ve TKİP) onlara eşlik etmektedirler. Bırakınız işçi sınıfı içinde kitlesel bağlara sahip olmayı, daha işçi sınıfı hareketi içinde dikkate değer bir politik güç olamayan komünist örgütler kendilerini parti olarak ilan etmekle, gerçekte parti kavramına bilimsel olarak yaklaşma bilincine sahip olmadıklarını ilan etmiş oldular.

‘Komünist parti’ kavramı üzerine bir kez daha
Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfının nasıl bir partiye gereksinimi var? İşçi sınıfının gereksinme duyduğu parti, onun politika sahnesine bağımsız bir politik güç olarak çıkmasına yardımcı olacak ve ona sosyalist ve demokratik savaşımda önderlik edecek yetenekte bir partidir. Bu da marksist-leninist teoriyle ideolojik ve politik olarak silahlanmış komünist bir parti olabilir ancak. Proletaryanın marksist-leninist komünist partisinin kurulması uzun bir partileşme sürecinin yaşanmasını gerektirir. Partinin kuruluşu bir program oluşturmak ve bazı dar anlamda örgütleri oluşturacak kadar kadro edinmek sorunu değildir. Komünist partisi, proletaryanın bilimsel programı temelinde proletaryanın en bilinçli azınlığının (öncüsünün) örgütlenmesidir; bilimsel komünizm ile işçi sınıfı hareketinin birliğidir. Bu iki hareket birleşmeden, yani komünist bir işçi hareketi oluşmadan ve proletaryanın öncüsü komünizme kazanılıp hücreler, komiteler, vb. biçimlerde politik olarak örgütlenmeden komünist partisi kurulmuş sayılmaz. Komünist partisinin bilimsel komünizmin işçi sınıfı hareketiyle kitlesel bağlar kurduğu, yani komünist işçi hareketinin doğduğu koşullarda kurulabileceği görüşü leninist parti teorisinin temel taşlarından biridir. Bu nedenle, iki parti-öncesi komünist örgütün, Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) ve Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP)’nin parti oldukları savlarına karşın Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi hala partileşme sürecini yaşamaktadır. Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi, bilimsel komünist teoriyle işçi sınıfı hareketine müdahale edip bu ikisini birleştirerek, işçi sınıfının en yüksek politik bilinçli, en iyi, en özverili, işçi sınıfı davasına en bağlı üyelerini komünizme kazanarak hücreler, komiteler, vb. örgütlenme biçimleri içinde örgütleyerek yaşadığı partileşme sürecini tamamlayacaktır.

Bilimsel komünist anlamda ‘komünist parti’ kavramı işçi sınıfı hareketiyle kitlesel bağlar kurmuş ve en ileri politik bilinçli işçileri, işçi sınıfının en bilinçli azınlığını (öncüsünü) içeren bir toplumsal organizmanın, bilimsel komünizm ile işçi sınıfı hareketinin sentezi olan komünist işçi hareketinin bilimsel soyutlamasıdır. Parti, der Lenin, “sınıfın en ileri unsurlarının örgütü”dür (Marx, Engels, Lenin, İşçi Sınıfı Partisi Üzerine, Sol Yayınları,1979, s.309). Parti, sınıf bilincine varmış işçi sınıfının en üst politik örgütlenme biçimidir. Kavram olguyu yansıtmalıdır. Kavram olarak ‘parti’ yansıtan ise buna denk düşen bir yansıtılan olmalıdır. Parti kavramının kullanılması sorununa komünist hareketin gelişme aşamaları, komünist hareketin evrimi bakımından yaklaşmak gerekir. Komünist hareket birçok aşamadan (bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ya da olgunluk - ki, bunun doruğu komünist hareketin kendi kendisini aşması noktasıdır, gereksizleşmesi durağıdır - gibi) geçer. Her bir durumda onu içinde bulunduğu gelişme aşamasına göre tanımlamak gerekir. Komünist partisi, komünist hareketin yukarıda belirtilen temel özelliklerinden ikisine sahip olduğu aşamadaki tanımıdır. O, bilimsel komünist teori ve devrimci hareketin deneyleriyle donanmış en üst örgüt biçimidir. Parti adlandırması böyle özelliklere sahip olan, yani partileşme sürecini tamamlamış komünist hareketin gelişme aşaması için kullanılmalıdır. Özellikle de parti kavramının böylesine hafife alındığı ve yozlaştırıldığı ve dünya ve Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin ağır bir genel kriz geçirmekte olduğu tarihsel koşullarda.

Bolşevik Tipte Bir Sınıf Partisi
Leninist parti teorisi yolumuzu aydınlatmayı sürdürüyor ve Bolşevik parti modeli evrensel model olmaya devam ediyor. “Ne Yapmalı? Hareketimizin Can Alıcı Sorunları” ve “Bir Adım İleri, İki Adım Geri” başlıklı yapıtları başta gelmek üzere, Lenin’in parti sorununda yazdıkları broşür ve makaleler hala başvurulacak temel kaynaklar arasındadırlar. Lenin’den ve uluslararası komünist hareketi tarihinin en yetkin partisi olan Bolşevik Parti deneyinden öğrenmeyi ısrarla sürdürmek gerekiyor. Uluslararası işçi ve komünist hareketinin en büyük eksikliği, Lenin’in önderlik ettiği Bolşevik Parti gibi partilerden yoksun olmasıdır. Dünya kapitalist sisteminin başlıca ülkelerinde birkaç tane Bolşevik Partimiz olsaydı dünyayı sarsmaz mıydık?

Aradan yüzyıla yakın bir zaman geçmiş olsa da hem leninist parti teorisi, hem de Bolşevik parti modeli komünist devrimcilerin ellerinde hala güçlü sınıf savaşımı araçlarıdır. Evet, altyapı ve üstyapı düzeylerinde kapitalist toplum büyük değişimler geçirdi. Kapitalizm yüzyıl öncesinin kapitalizmi değil. Ne kapitalist sınıf ne de işçi sınıfı yüz yıl önceki sınıfsal yapılarını ve özelliklerini aynen koruyorlar. Kapitalist toplumun diğer toplumsal sınıfları ve katmanları gibi onlar da değişti ve değişiyorlar. Kapitalist toplum sürekli hareket durumunda olan bir toplum, dinamik bir toplum. Değişmeyen bir şey varsa o da değişmenin kendisidir. Söz götürmez olan odur ki, çağdaş kapitalist toplumun sosyoekonomik, politik ve kültürel yapıları son derece önemli değişimlere uğradılar. Kapitalist ekonomik gelişme, özellikle gelişmiş kapitalist toplumlarda, daha karmaşık sosyal yapıların ortaya çıkışına neden oldu. Ama öze ilişkin değişimlerle, biçime ilişkin değişimleri birbirinden ayırmasını da bilmek gerek. Kapitalist üretim biçimi insanın insan tarafından sömürülmesi üzerine kurulmuş olması temel özelliğini koruyor. Sermaye birikimi kapitalizmin özünü oluşturmaya devam ediyor. Çözülmesi durumunda insan toplumun niteliğinin de değişmesine götürecek temel çelişki hala emek-sermaye çelişkisidir. Genel yaşam düzeyinin görece yükselmesi, politik özgürlükler alanının görece genişlemesi, vb. olgular sınıf savaşımını toplumsal tabanından yoksun bırakmaz ya da bu tabanı daraltmaz. Sözün özü kapitalist toplumun iki temel sınıfı hala karşı karşıya: üretim, ulaştırma, bilişim, iletişim, vb. araçlarının mülkiyetine sahip olan kapitalist sınıf ile emek-gücünün sahibi olan işçi sınıfı.

Vurgulanmalıdır ki, çağdaş kapitalist toplumu inceleme, anlama ve açıklama söz konusu olduğu sürece sınıf analizi vazgeçilmez yöntem olma özelliğini koruyor. Kapitalist toplum sınıf savaşımı temeline dayandığına göre, sınıf kavramı kapitalist toplumu çözümlemek ve anlamak için anahtar bir kavramdır. Devrimci sınıf savaşımı, sömürülen ve ezilen toplumsal sınıf ve katmanların toplumsal ve politik kurtuluşları, açıkçası tüm insanlığın kurtuluşu için anahtardır. Çok yönlü olan ve insanlığın geleceği açısından böylesine devasa önem taşıyan bir savaşımın örgütlenmesi gerekir. Böylesi bir savaşım varolan kapitalist devlet iktidarını yıkmayı ve yerine sosyalist bir devlet iktidarını kurmayı gerektirir. Biliniyor ki, kapitalist devletinin üretim, bölüşüm ve dolaşım süreçlerinden çekilmesi, kimi işlevlerini yerel örgütlere devrederek küçültülmesi sorunu, hem uluslararası düzeyde, hem de ulusal düzeyde en çok tartışılan sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Neo-liberal politik-ekonomik yeniden yapılandırmanın bir unsuru olarak kapitalist devleti küçültmek demek, diğer şeylerin yanı sıra, onu daha da merkezileştirerek baskıcı işlevini güçlendirmek, organlarının uzmanlık derecesi daha yüksek, daha profesyonel bir baskı aygıtı durumuna getirmek demektir. İşte böylesi tarihsel koşullarda daha da profesyonelleşen düşmana karşı profesyonel devrimciler örgütü tarafından yönetilen ve gizli örgütlenmeyi bir sanat gibi ele alan gizli komünist partisi önderliğinde savaşmak gerek. Kapitalist politik tekelciliğe karşı azami ölçüde merkezileşmiş militan bir komünist partisi: Komünizm için savaşım yürütenlere gerekli olan işte böylesi bir partidir.

Bolşevik tipte bir işçi sınıfı partisi böylesi bir savaşımda en güçlü silahtır. Kapitalizme ve politik gericiliğe karşı savaşımda komünist devrimci bir parti olmazsa olmazlardan en önde gelenidir. Partisiz bir işçi sınıfı ve devrimci savaşım, kaptansız, pusulasız olması bir yana, tayfalarının yıldızların da yol göstericiliğinden yoksun olduğu bir gemiye benzer. İşçi sınıfına ve kapitalizme karşı savaşım yürütebilecek devrimci potansiyele sahip olan herkese bir kaptan gerek. Kulakları sağır edercesine yükselen bütün gereksiz olduğu savlarına karşın, komünist devrimci savaşımı varması gereken limana başarıyla götürebilecek böyle bir kaptan vardır: Bilimsel komünist teoriyle donanmış işçi sınıfı partisi. İşte, gereksinimi duyulan parti, dar profesyonel devrimciler örgütü ve geniş yerel örgütler ağından oluşan gizli ve merkezi olarak örgütlenmiş bir partidir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin gelişmesinin bugünkü aşamasında temel görevi böyle bir partinin kurulmasıdır. Bütün görevler bu temel göreve bağlı olarak ele alınmalı; ve, başta kadro olanakları olmak üzere, bütün olanaklar bu temel görevin yerine getirilmesi için kullanılmalıdır.

Yapılması gereken yüzyıl önce yazılanları yinelemek ve yapılanları taklit etmek değildir. Lenin, Marx ve Engels’ in proletaryanın parti olarak örgütlenmesi sorunundaki görüşlerini yaşadığı tarihsel koşullara uygun olarak geliştirerek yeni tipte bir proletarya partisinin ideolojik-teorik, politik ve örgütsel ilkelerini ortaya koymuş ve bunları sürekli olarak geliştirmiş ve zenginleştirmiştir. Bugünün komünistleri de, özellikle komünist önderler, haklı olarak ‘leninist parti teorisi’ adını taşıyan teoriyi, Marksizm-Leninizm biliminin yol göstericiliğinde, uluslararası işçi ve komünist hareketinin deneylerinin bilimsel çözümlenmesi temeli üzerinde yaşadıkları tarihsel koşullara uygun olarak geliştirmek ve zenginleştirmek göreviyle karşı karşıyıdırlar. Örneğin, partinin örgütlenme biçimlerini ve örgütsel işleyişini yeni ortaya çıkan koşullara göre geliştirmek. Örneğin, gizli örgüt aygıtını zayıflatmaksızın, komünist yeraltı örgütüne, eğer kurulmuşsa, partiye bağlı yasal ve yarı-yasal örgütler kurmak gibi. Politik gericilik ne denli güçlü olursa olsun, politik özgürlükler alanı ne denli dar olursa olsun, komünist hareket, ister parti olsun, isterse parti-öncesi örgüt, yalnızca yeraltı çalışmasıyla yetinemez. Sözün özü, değişen koşullara, devrimci hareketin yükselişi ve düşüşünün komünist hareketin önüne koyduğu yeni örgütsel görevlere uygun düşen yeniden örgütlenme yapılmalı; ama yeraltı örgütlenmesine dokunmaksızın. Yalnızca utkun bir sosyalist devrim komünist partisinin yeraltı yaşamına son vermesinin politik koşullarını sağlayabilir.

Yasal ve yasadışı örgütlenme diyalektiği tartışma konusu olduğu sürece, politik gericilik koşullarında örgütlenen ve politik çalışma yapan komünist devrimcilerin görevi, komünist devrimci çalışmanın güvenliğini ve sürekliliğini en çok güvence altına alan, dolayısıyla açığa çıkarmak ve yok etmek bakımından kapitalist devletin işini en çok zorlaştıran gizli komünist örgütler, gruplar, çevreler, vb. kurmak ve/veya varolan komünist örgütlenme biçimlerini gizli örgütlenme sanatının gereklerine göre yeniden örgütlemektir. Komünistler gizli çekirdekleri sağlamlaştırmalı, güçlerini işçi sınıfı içinde, özellikle de en büyük kapitalist işletmelerde çalışan işçiler arasında çalışmaya ayırmalı ve en önemli işçi merkezlerinde komünist hücreler, komiteler, vb. kurmalıdırlar. Komünist hareketin ideolojik-teorik, politik ve örgütsel olarak olgunlaşmasına yardımcı olacak ve işçi sınıfını yeni bir devrimci yükselişe hazırlama görevini en iyi biçimde yerine getirecek örgütlenme politikası izlenmelidir. Her türlü yasal örgütlenme biçimlerinden (sendikalar, dernekler, vb.) azami ölçüde yararlanmanın yollarını bulmaya ve özellikle işçi sendikaları içinde yasadışı çalışmayla yasal çalışmayı birleştirmeye çalışmalıdırlar.

Her şey militan gizli komünist partisinin kurulması için!

Mart 2003


(1) “Yayın Organı – Örgüt Diyalektiği” başlıklı yazıda, gizli olarak çıkarılan merkez yayın organı ile gizli örgüt arasındaki ilişki bağlamında komünist devrimci savaşımda gereksinimi duyulan örgütün nasıl bir örgüt olduğu sorununu ele almıştım. Okura o yazıyı da okumasını öneririm.

(2) Burada bir anımı okurla paylaşmak isterim. 12 Eylül 1980 öncesi dönemde yürüttüğüm politik kitle çalışmalarında , politika deyince yasal partiler aracılığıyla yapılan politikanın anlaşılması yanlış bilincine karşı savaşım amacıyla, kendimi ve yoldaşlarımı komünist politikacılar olarak tanımlardım. İşçi-emekçi semtlerinden birinde ilginç bir tepkiyle karşılaşmıştım. Kendimi “komünist politikacı” olarak tanımladığımda, orta yaşlı bir işçinin sözleri hala kulaklarımda yankılanır: “Estağfurullah sizler devrimcisiniz”.

(3) Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki geçmişin devrimci (örneğin, TDKP ve Devrimci Yol), bugünün sosyal-reformist olan örgütleri (örneğin, EMEP ve ÖDP) gizli örgütlenmiş parti düşüncesinden kopuşun iki ders alınası örneğini sunuyorlar. Bunlardan geçmişin Devrimci Yol’ u, küçük-burjuva devrimci sosyalist karaktere sahip olduğu dönemde bile gizli örgüt düşününe oldukça yabancıydı.