Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  June 20 2019 16:28:13   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



ZORUNLU BİR YANIT
Yazılar-BroşürlerŞubat ayı içinde www.komunistdunya.org sitesinde “PDK ve A.H.Yalaz Arasındaki İlişkiler Üzerine” başlıklı PDK imzalı bir yazı (bundan sonra kısaca “Yazı”) yayınlandı. Yazıyı, vurgulayarak ifade edeyim ki, ibret ve hayretle, özellikle ibretle, okudum. Yazı “A.H.Yalaz'ın Açıklaması” (bundan sonra kısaca “Açıklama”) (18 Eylül 2006) başlıklı yazıda yaptığım eleştirel saptamaları adeta doğrulamak için yazılmış. Yazının konuları ele alış yöntemi ve sahip olduğu üslup yaptığım açıklamadaki sosyalist politik kültüre ve özel olarak da sosyalist tartışma kültürüne ilişkin eleştirel saptamalarımın ne denli doğru olduğunun birer kanıtı. Proleter Devrimciler Koordinasyonu (PDK)’nın örgütsel ilişkileri sona erdirmeme ilişkin olarak bir açıklama yapması gerekli ve anlaşılır bir şeydir; ama yazının içeriği ve üslubu komünist-devrimci politik kültüre uygun olmalıydı. Yazı üslup ve dil düzeysizliğinin iyi bir örneğini sunuyor. Yollar örgütsel olarak ayrıldı ya, “vur abalıya” tutumu alınmış. Biraz zaman geçmesi beklenerek kimi sorunlar görece sağlıklı bir ortamda ele alınabilir ve ileride birlikte iş yapma olasılığı bu denli zayıflatılmayabilir, dahası olanaksız duruma getirilmeyebilirdi. Yazı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin süreğen hastalıklarından biri olan “politik hovardalık kültürü”nün iyi bir örneği. İbret alınası bir örnek. (1)

Yazıyı kaleme alana ve her kim onayladıysa onaylayanlara göre, PDK, Yalaz’ın saldırısına uğramıştır ve kendini savunma hakkını kullanmaktadır. Yazının yazılma gerekçesini (isterseniz bahanesini deyiniz) açıklayan ilk iki paragrafını okuyalım:
“PDK ve A. H. Yalaz arasında, yaklaşık dört yıl önce başlayan politik ve örgütsel birliktelik, Yalaz’ın da belirttiği gibi (www. komunistdevrim. org sitesinde) 17 Ağustos 2006 tarihinde kendisi tarafından sona erdirilmiştir.

Aslında bu politik ayrılık ile ilgili olarak komünist ve devrimci kamuoyuna kısa bir açıklama yaparak, taraflar arasındaki bu ayrılığı sadece bildirmek ile yetinmek niyetindeydik. Ancak Yalaz’ın www. komünistdevrim. org sitesinde, bu politik ve örgütsel ayrılığı devrimci kamuoyuna bildirirken PDK’ya yapmış olduğu ve gerçekler ile ilgisi olmayan bazı ithamlar karşısında, PDK’ya bir cevap hakkının doğduğu kanısındayız.”
Yazı, onu kaleme alanların (alanın demek daha doğru olur) açıklamalarına inanacak
olursak, Yalaz’ın ithamlarına karşı yazılmak zorunda kalınmış! A.H.Yalaz PDK’ya yönelik olarak hangi ithamlarda bulunmuş ya da PDK’yı neyle itham etmiş? Açıklama’yı bir kez daha okuyalım:
A.H.Yalaz'ın Açıklaması

Proleter Devrimciler Koordinasyonu (PDK) ile yaklaşık olarak dört yıldır sürdürdüğüm örgütlü-politik çalışmaya 17 Ağustos 2006 tarihi itibarıyla son verdim.

Beni PDK'yla örgütsel ilişkileri sona erdirmek zorunda bırakan asıl neden, "olağan" koşullarda örgütsel ayrılıklara neden olacak önemli teorik ve politik görüş ayrılıklarının da varolmasına karşın, örgüt içi görüş ayrılıklarının ve sorunların ele alınışında kabul edilemez üslup ve dil kullanımında da ifadesini bulan genel olarak sosyalist politik kültüre, özel olarak sosyalist tartışma kültürüne ilişkin ilkesel anlaşmazlıklardı.

PDK'yla ilişkilerimi neden sonra erdirdiğimin daha iyi anlaşılması için kısaca PDK'dan söz edeyim. Yaklaşık olarak 12 yıllık bir geçmişi olan küçük bir komünist politik örgüt olan PDK, 2002 yılı sonlarına doğru Yalaz'ın katılımıyla "çalışanlarını" bağlayıcı politik çizgisi/platformu olmayan ve farklı bir yapıya kavuşturulması kararlaştırılan özel bir geçiş dönemi yaşamaya başlayan bir geçiş örgütüne dönüştü. Özel geçiş dönemi kuruluş bildirgesini kabul etmeye yetkili bir organın toplanmasıyla sona erecek ve gerek örgütün gerek merkez yayın organının adı komünizm nihai amacına uygun bir duruma getirilecekti. Asıl olarak alınan kararlara uygun davranılmaması nedeniyle bu görev yerine getirilmedi/getirilemedi.

Örgüt içi sosyalist demokrasiye ve onun bir parçası olan sosyalist tartışma kültürüne aykırı düşen davranışları denetim altında tutmak, bu davranışları değiştirmek ve değiştirilememesi durumunda böylesi davranışların vereceği olası zararı en aza indirmek görece büyük politik örgütlerde olanaklı olur. En azından birkaç kişinin önderlik görevlerini üstlendiği görece büyük bir örgütte, örneğin iki kişi arasındaki kriz durumu örgütsel ayrılığa yol açmayabilir, kontrol altında tutulabilir ve örgüte zarar vermesi önlenebilir. PDK'nın durumu böyle olmaktan çok uzaktı.

Örgüt-içi ilişkilerde öyle bir noktaya gelinmişti ki, sorunların eleştiri ve özeleştiri yöntemlerinin uygulanmasıyla çözülme olanağı olmadığı sonucuna vardım. Örgütsel ayrılık dışında başka yöntemlerle çözülemeyecek bir örgüt-içi kriz dönemi yaşanıyordu. Yoldaşça güven, karşılıklı saygı ve dayanışmaya ve örgüt içi açıklığa dayanan bir örgütsel ilişki sürdürme olanağı kalmamıştı. Örgütsel ilişkilerin koparılmasının benim için yerine getirilmesi gereken bir görev olduğu noktaya gelindiğinde de gereğini yaptım.

2002 yılının Temmuz ayı sonlarına doğru PDK'nın kuruluşunda birinci derecede rol oynayan bir PDK'lıya gönderdiğim mektupta şöyle yazıyordum:

"Zamansız atılan bir adım zararlı sonuçlara yol açabilir. Ancak, risk almadan da ileri gidilemez. Ben gerekli olan riskler almaktan hiçbir zaman çekinmedim. Yeter ki, risk almaya değer bir amaç olsun. Ancak, sürekli olarak dikkat çekmeye çalıştığım gibi, hangi adımın ne zaman atılması gerektiği çok önemli. Ne zamansız adım atılsın, ne de ayak sürçülsün. Ne oportünistçe davranılsın ne de tutucu olunsun. Sağlam adımlar atmak için gösterilecek sabır ve devrimci olgunluğun verimli sonuçlar vermekte gecikmeyeceğine ilişkin iyimser olmak gerek."

Evet, dört yıl önce PDK'yla birlikte çalışmaya başlama kararı vermekle bir risk aldım. O günkü veriler, özellikle kimi ilkesel sorunlardaki (işçi sınıfına dayanan sosyalizm anlayışı, proletarya diktatörlüğü aracılığıyla komünist toplumun örgütlenmesi, komünist-devrimci savaşımda sağlam bir gizli örgütün zorunluluğu gibi) yakınlık derecemiz, PDK'nın dünya komünist hareketinin geçmişine ve sosyalizm deneylerine eleştirel yaklaşımı, öğrenmeye ve değişmeye açık genel bir tutuma sahip olması, varolan örgütü geliştirerek yaşatma konusunda gösterilen kararlılık, PDK'nın benden yardım istemesi ve bana karşı takınılan son derece olumlu genel tutum bu riskin alınması gerektiğini gösteriyordu. Bugün gelinen noktada söylemeliyim ki, PDK'yla örgütsel ilişki kurma adımını erken atarak oportünistçe davrandım. Örgütsel ilişki kurmadan önce ortak işler yaparak birbirimizi daha iyi tanımalıydık.

Dört yıl önce bana karşı takınılan son derece olumlu tutum görece kısa sayılabilecek bir sürede sona erdi. Burada bunun neden böyle olduğunu ele alacak değilim. Buna gerek de duymuyorum.

Zorunlu olmadıkça PDK'yla olan ilişkilerimi ve anlaşmazlıklarımı açık tartışma konusu da yapmayacağım.

A.H.Yalaz
18 Eylül 2006”
Açıklama, oldukça yalın olmasının yanı sıra, Yalaz’ın bizzat kendisini eleştirmesi dışında, özel olarak bir bireyi ve örgütü suçlayan (“itham etmek” yüklemi ile “suçlamak” yüklemi eş anlamlıdır) bir içeriğe sahip değildir. Eleştirel bir durum saptaması yapan ve örgütsel ilişkilerin neden koparılmak zorunda kalındığını açıklayan kısa bir açıklamadır söz konusu olan.

Aynı şeyin PDK imzalı yazı için söylenemeyeceği ortada. Özel olarak kimseyi “suçlamayan” kısa bir açıklamaya karşı, diğer şeylerin yanı sıra, Irak’ta süren savaşa ilişkin görüş gizleme iftirası dahil, birçok iftirayla, çarpıtmayla, ideolojik-politik saldırı ve hakaretle, “dedi-dedim-dedik” örnekleriyle, bellek yitimi ya da “nalıncı keseri bellek” örnekleriyle dolu, “sicil” memurluğu yapan ve az sayıda kişinin bildiği ve öyle de kalması gereken bilgileri deşifre eden (2) 17,5 sayfalık tam bir düzeysizlik örneği bir yazıdır söz konusu olan.

Yazının bana yönelik olarak bulunduğu “ithamların” vb. hepsine yanıt verecek değilim. Bunu gerekli ve yararlı bulmamanın yanı sıra, zaman ve enerji yitimi olarak da görüyorum. Sahip olduğum sosyalist politik kültür de böyle bir edimde bulunmama izin vermiyor. Devrimci kamuoyunun bilgilenmesi gerektiğini düşündüğüm kimi konuları ele almak ve kimi “ithamlara” yanıt vermekle yetineceğim. Yayınladığım “K.Erdem’in 11 ve 12 Ağustos 2006 Tarihli Mektuplarına Yanıt” başlıklı mektup, A.H.Yalaz ve K.Erdem arasındaki ilişkilerin (Buraya dikkat: PDK ve Yalaz arasındaki değil, A.H.Yalaz ile K.Erdem arasındaki ilişkilerin!) gelişme sürecine ilişkin olarak ayrıntılı sayılabilecek bilgi sağlayacaktır. (3) Bu mektup, diğer şeylerin yanı sıra, PDK’yla (Gerçekte K.Erdem ile; çünkü, PDK içindeki çalışmalarımda “asıl muhatabım” K.Erdem olmuştur) ilişkilerimi sona erdirme gerekçesinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” sözünü anımsatayım ve kimi konulara açıklık getireyim. Konular taşıdığı öneme göre değil, olabildiğince, PDK imzalı yazıdaki “sıraya” göre ele alınacaktır.

Taraflar değil, tek bir örgüt
Öncelikle, Yazının çarpıttığı konulardan biri olan örgütsel ilişkiler konusuna açıklık getirmek gerekiyor. Yazıya inanacak olursak, 2002 yılının güzünden 2006’nın yaz sonuna dek süren örgütsel ilişkiler bir PDK-Yalaz ilişkisidir. Yani PDK bir tarafı oluştururken Yalaz diğer tarafı oluşturuyor. Yazının başlığı bile bunu ifade ediyor. Sürekli olarak iki taraf varmış gibi yazılıyor. Bu gerçeğin kaba bir çarpıtılmasıdır. Yalaz 2002 yılının güzünden başlayarak PDK ile birlikte çalışmaya başlamıştır. Yani söz konusu olan bir ittifak vb. ilişkisi değil, örgütsel bir birliktir. Yalaz kendini PDK’lı olarak görmüştür ve başkaları tarafından da öyle görülmüştür. Yalaz örgüt anlayışının gereğini yapmış ve bir PDK’lı olarak politik-örgütsel çalışma yürütmüştür. Bu yazının eki olarak yayınladığım 17 Ağustos 2006 tarihli mektup bu konuya yeterli açıklık getirdiğinden burada ayrıntılı açıklamaya girmiyorum. Okura o mektuba başvurmasını öneririm.

Çarpıtılan gerekçe
PDK imzalı yazı, Açıklama’da belirttiğim örgütsel ilişkileri sona erdirme gerekçesini de çarpıtıyor. Yazı Açıklama’dan aşağıdaki alıntıyı yapıyor:
“Beni PDK'yla örgütsel ilişkileri sona erdirmek zorunda bırakan asıl neden, "olağan" koşullarda örgütsel ayrılıklara neden olacak önemli teorik ve politik görüş ayrılıklarının da varolmasına karşın, örgüt içi görüş ayrılıklarının ve sorunların ele alınışında kabul edilemez üslup ve dil kullanımında da ifadesini bulan genel olarak sosyalist politik kültüre, özel olarak sosyalist tartışma kültürüne ilişkin ilkesel anlaşmazlıklardı.”
Alıntıyı izleyen paragraftaki ilk tümce ise şöyle: “Yalaz’ın eleştirisinin ana noktası bu alıntıda da çok açık bir şekilde görüldüğü gibi ‘“örgüt içi görüş ayrılıklarının ve sorunların ele alınışında kabul edilemez üslup ve dil kullanımı’dır.”

Açıklama’dan yapılan alıntıdan anlaşılacağı gibi vurguyu “sosyalist politik kültüre, özel olarak sosyalist tartışma kültürüne ilişkin ilkesel anlaşmazlıklar”a yapmama karşın Yazı, vurgunun “örgüt içi görüş ayrılıklarının ve sorunların ele alınışında kabul edilemez üslup ve dil kullanımı”na yapıldığı savındadır. Bu “küçük” çarpıtmayı, söz konusu olanın A.H.Yalaz’ın yazdığı “Siyonist Barbarlık ve Emperyalist Savaş Hazırlıkları” başlıklı yazıya karşı K.Erdem’in yazdığı bir mektuptaki “üslup ve dil kullanımı” olduğu çarpıtması izliyor. Yazı’ya göre, “Yalaz’ı asıl sinirlendiren ve PDK ile ilişkileri koparmasına götüren asıl neden” şöyle:
“Kanımızca bütün sorun, PDK’nın, Yalaz’ın İsrail-Lübnan (Hizbullah) savaşında almış olduğu politik tutumun oportünist karakterini çok açık bir şekilde ortaya sermiş olması ve Yalaz’ın bu savaş karşısındaki “sosyal-emperyalist” oportünist politik tutumunu teşhir etmiş olmasıdır. Yalaz kendi oportünizminin açığa çıkartılması ve teşhir edilmesi karşısında adeta çılgına dönmüş ve tartışmayı daha da sertleştirme yoluna gitmiştir.”
Yukarıdaki alıntının içerdiği ideolojik-politik eleştiri ve saptamaları ve yazının başka yerlerinde yapılan emperyalist savaşta dolaylı olarak taraf tutarak Bolşevizme ihanet ettiğim gibi ideolojik saldırıları, açıkça yazayım, ciddiye almıyorum ve burada ayrıca yanıt vermiyorum. Bu noktalara ilişkin olarak, okura yukarıda sözü edilen “Siyonist Barbarlık ve Emperyalist Savaş Hazırlıkları” başlıklı yazımı ve “K.Erdem’in 11 ve 12 Ağustos 2006 Tarihli Mektuplarına Yanıt” başlıklı mektubumu okumasını öneririm. Burada dikkat çekmek istediğim nokta, K.Erdem’in kendisini “PDK”nın tek temsilcisi olarak göstermesidir. Söz konusu olan, K.Erdem’in Yalaz’a yazdığı mektuptur. K.Erdem’in mektubu onun kişisel görüşlerini dile getiriyordu PDK yönetiminin değil. Yukarıdaki yazının yazıldığı sırada Yalaz bir PDK’lıydı , ama K.Erdem, en hafif bir ifadeyle, bunu es geçiyor. Yazı’yı ve K.Erdem’in Yalaz’a yazdığı 11 ve 12 Ağustos 2006 tarihli mektupları okuyanlar görecektir ki, onlarda aşırı bir “Ben, yani K.Erdem” vurgusu vardır. “Varsa da yoksa da K.Erdem”! Kişilik değerlendirmesini okura bırakıyorum.

Yazı Yalaz’ın yazısını ve K.Erdem’in Yalaz’a yazdığı mektubu aktardıktan sonra şöyle devam ediyor:
“Yalaz ile PDK arasında dereceli bir şekilde tırmanan gerginlik ve daha sonra da kopma ile sonuçlanan süreç işte K. Erdem’in Yalaz’a göndermiş olduğu bu mektup ile başlamıştır. Bu mektupta “7. maddede” yapılan eleştirileri Yalaz “kabul edilemez üslup ve dil kullanımı” olarak ilan etmiştir. Çünkü bu maddede Yalaz’ın görüşleri ima yoluyla oportünistlikle eleştirilmiştir. Yalaz da bunları kendisine bir tür hakaret olarak kabul etmiştir. Bu noktadaki değerlendirmeyi komünist ve devrimci kamuoyuna bırakıyoruz.”
Yazı’ya inanacak olursak, Yalaz ile PDK arasındaki (Buraya dikkat A.H.Yalaz ile K.Erdem arasındaki değil!) “dereceli bir şekilde tırmanan gerginlik ve daha sonra da kopma ile sonuçlanan süreç” K.Erdem’in yukarıda aktarılan mektubuyla başlamışmış! Benim Açıklama’da üslup ve dil kullanımına ilişkin yaptığım saptama K.Erdem’in mektubundaki 7. maddeye dayanıyormuş. Bunun gerçekle bir ilişkisi olmadığını, A.H.Yalaz ile K.Erdem arasındaki ilişkilerdeki gerginliğin çok önceye dayandığını, “K.Erdem’in 11 ve 12 Ağustos Tarihli Mektuplarına Yanıt” başlıklı mektubumu okuyanlar görecektir.

PDK’nın örgütsel yapısı
Yazı’nın, daha doğrusu K.Erdem’in, çarpıtmalarının bir başka örneğine geçelim. Okuyalım: “(…) Her ne kadar makalesinde belirtmese de, Yalaz’ın kafasının arkasında başka düşüncelerin yattığı kuşkusu PDK Merkezi Organı’nda oluşmuştur ve bu kuşkunun ne kadar doğru olduğu, Yalaz’ın K. Erdem’in mektubuna vermiş olduğu yanıtta görülmüştür (…)” Sözü edilen “Siyonist Barbarlık ve Emperyalist Savaş Hazırlıkları” başlıklı yazıdır. Burada Yalaz’ın kafasının “arkasında” ne olduğu gibi spekülasyonu vb. söz konusu etmeyeceğim. (4) İlginç olan PDK Merkezi Organı’nda bir kuşku oluştuğu görüşüdür. Vurgulamak isterim ki, böyle sorunları herkesin önünde tartışma konusu yapmak, benim politik kültür anlayışıma ve onun bir parçası olan örgüt anlayışıma aykırıdır. Ne var ki, böyle yapmaya zorlanmış bulunuyorum. Buna rağmen, örgüt-içi sorunları gizlilik kurallarına en az aykırı düşecek biçimde ele alacağım. Şimdi soruyorum: Hangi PDK Merkezi Organı? Bununla Yazı Kurulu anlatılmak isteniyorsa eğer, 2002 güzünden 2006 yaz sonuna kadar bu organın kimlerden oluştuğu biliniyor. Yalaz’ın bilgi sahibi olmadığı bir başka Merkezi Organ mı vardı? Kimde oluşmuş şu iç kemiren kuşku? Şimdi insanın içine bir kuşku düşüyor işte!

Burada gerçekle, PDK gerçeğiyle diyeyim, ilişkisi olmayan bir başka noktaya daha değineyim. Yazı’da şu tümceyi okuyoruz:
“2003 yılının başlarında yapılan bir Merkez Komite toplantısında çok önemli bir karar alınmıştır. Bu toplantıda PDK’nın etkili bir yapıya kavuşabilmesi için, örgütün ideolojik, politik ve örgütsel ihtiyaçlarının asgari düzeyde karşılanabilmesi için, merkez komitesi çalışanlarının profesyonel bir çalışma biçimine geçmelerinin içerisinde geçilen dönemde ana halkalardan birisi olduğu sonucuna varılmıştır.”
Yukarıda sözü edilen kararın alındığı doğrudur; ama bu karar Merkez Komitesi (MK)’nde alınmamıştır. Neden mi? Yalaz’ın içinde olduğu yaklaşık dört yıl boyunca PDK’nın bir MK’sı olmamıştır da ondan. Yalaz-sonrası dönemde böyle bir organ kurulmuşsa onu bilmem. Yalaz’ın PDK’lı olduğu dönemde bir MK kurulmamış olmasının nedeni de yalındır. Özel bir geçiş dönemi yaşayan küçük bir politik örgüt olduğu için böyle bir organın oluşturulmasına gerek duyulmamıştır. MK kurma gibi bir görevi konferans örgütleme sürecinin bir görevi olarak önümüze koymuştuk. Olmayan bir organ neden varmış gibi gösterilmek isteniyor?
Bir kez daha: Şimdi insanın içine bir kuşku düşüyor işte!

PDK’nın teorik düzeyini, ideolojik, politik ve örgütsel etkisini abartmak komünist harekete bir şey kazandırmaz. Tam tersine gerçeklere aykırı ve aşırı böbürlenmelere varan değerlendirmeler, saptamalar vb. yapıldığı için gelişme sürecini olumsuz yönde etkiler. Buna PDK içinde bir kez daha tanık oldum. Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketinin bir parçası olan PDK, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da politik etkisi sıfıra eşit olan, komünist hareket içinde de sınırlı bir ideolojik-teorik etkisi olan küçük bir propaganda örgütüdür. (Yalaz-sonrası dönemde zaten sınırlı olan bu etkisinin daha da zayıfladığı da bir olgu.) Bu nedenle haddini de bilmek zorundadır. PDK içindeyken sürekli olarak işlediğim konulardan biri şuydu: İddialı olalım; ama, aynı zamanda, alçakgönüllü. Bu ikisi birbiriyle çelişmez; ama özellikle K.Erdem açısından bunun anlaşılması, daha doğrusu kabul edilmesi, çok zordu ve anlaşılan zor olmaya da devam ediyor.

Konferans konusu
Gelelim bellek yitimine konu olan bir başka soruna: Konferans örgütleme önerisi ve ilişkili konular. Açıklama’da, gizlilik gereği “yetkili bir organın toplanması”ndan söz ediyordum Yazı ise, bilgiçlik havası içinde “kaldı ki bu konferanstır” diye bir muğlaklığı gideriyor! Yazı’ya göre konferans toplama kararı 2002 yılının güzünde değil, 2004’ün sonlarıyla 2005’in başlarında alınmıştır. Diyelim ki, kararın ne zaman alındığına ilişkin kesin bir tarih verilemiyor; ama bu denli esneklik de olmaz ki. Yazı’dan okuyalım:
“Ama taraflar (Söz konusu edilen tarafları PDK ve Yalaz oluşturmaktadır -.b.n.) bir konferans toplamayı da prensip olarak kabul etmişlerdir. Ama bu konferans kararı ne zaman alınmıştır? Bu karar 2004’ün sonları ve 2005’in başında alınmıştır yoksa Yalaz’ın iddia ettiği gibi 2002’de değil.”
İşte, Yazıyı yazanın belleğinin unutkanlıkla sakatlanmış olduğunun çarpıcı bir örneği daha. Konferans örgütleme gibi son derece önemli bir karar alınıyor ve bu kararın alınma tarihi yaklaşık olarak bile bilinmiyor. Bu kararın ne zaman ve nerede alındığı biliniyor! Yalaz’ın “iddiası” doğrudur. K.Erdem’in sağladığı bilgiler temelinde 2002’nin güzünde alınan karara göre, konferans 2004 yılının yazında toplanacaktı. Bu görev çerçevesinde Yalaz tarafından Ocak 2003’te iki karar tasarısı kaleme alındı: “K’ya Kadar Geçici Çalışma Programı” ve “K Sonrası İçin Çalışma Program Tasarısı”. PDK’nın çalışmalarının da bu kararlara göre örgütlenmesi kararlaştırıldı; ama bu kararlara uygun davranılmadı ya da davranılmadı. 17 Ağustos 2006 tarihli mektuptan bu konuya ilişkin olarak daha fazla bilgi edinilebilir. 2005 yılının Mayıs içinde yaptığım ise, uykuya yatırılmış konferans kararına yeniden canlılık kazandırma girişimiydi.

Peki konferans toplama önerisi önce kimden geldi? Bir kez daha, Yazı’ya inanacak olursak Yalaz’dan. Yazı’ya bu kez de inanmayalım. İlk öneri, Yalaz daha PDK’yla onu bağlayıcı örgütsel ilişkilere henüz girmeden K.Erdem’den geldi. O, A.H.Yalaz’ın 15 Temmuz 2002 tarihli mektubuna aynı ay içinde verdiği yanıtta şöyle yazıyordu: “Hem senin hem de bizim teorik araştırmalarımızı baz alarak PDK’nu bir konferansa götürelim. PDK’nu bir çevreden bir propaganda örgütüne dönüştürelim (...)”

Görülüyor ki, K.Erdem’in belleği nalıncı keseri gibi kendine yontuyor ya da ona oyun oynuyor. Yukarıdaki tümcede dikkat çeken bir nokta da, K.Erdem’in, Temmuz 2002’de PDK’yı henüz bir çevre olarak görüyor olmasıdır. Daha sonra edindiğim bilgiler çerçevesinde, o günkü örgütsel yapısı nedeniyle doğru olan bir saptama. Ama, o, sözü edilen mektubunda PDK’dan bir örgüt olarak da söz ediyordu. Bu da onun örgüt teorisine ilişkin sorunlu kavrayışının bir diğer örneği.

Sosyal-emperyalizm ve sosyal şovenizm iftiraları
Yazı’yı kaleme alan ve onaylayanlar okuduklarını anlama konusunda da sorunlu olduklarını kanıtlarcasına, Devrimci Bülten’in 32. Sayısının başyazısından bir alıntı yaparak, “Yalaz’ın Irak savaşındaki tutumu ile Lübnan savaşında almış olduğu tutum arasında farklılıklar”ı (Anlaşıldığı kadar, gerici savaşlara teorik olarak yaklaşım farklarından söz ediyorlar.) bir güzel açığa çıkarıyorlar ve onun sosyal-emperyalizmini ve sosyal-şovenizmini teşhir ediyorlar. Okuyalım:
“Gerek ABD önderliğindeki saldırgan koalisyon, gerekse Baas rejimi açısından gerici bir karakter taşıyan bu savaşta komünistler, yalnızca hem bölgesel gericiliği, hem de emperyalizmi zayıflatan, sosyalizm için savaşımı güçlendiren bir savaşımı destekleyebilirler. Böylesi bir karakter taşıyan savaşımın Irak devletinin sınırları içinde yürütüldüğüne ilişkin bir bilgimiz yok. (abç) Ama vurgulanmalıdır ki, emperyalist koalisyonun, özellikle ABD emperyalizminin yenilgisi hem bölgesel düzeyde, hem de dünya düzeyinde anti-emperyalist ve sosyalist savaşımı güçlendirici bir etki yapacaktır. ” (Devrimci Bülten 32, sayfa 3)
Yalaz herhalde PDK kadrolarının hafızasını ve zeka düzeyini ölçüyor olsa gerek!

Yukarıdaki alıntılardan da çok açık bir şekilde görüldüğü gibi Yalaz’ın Irak savaşındaki tutumu ile Lübnan savaşında almış olduğu tutum arasında farklılıklar vardır. Irak savaşında Yalaz, bir tercihten bahsetmemektedir. Savaşan her iki tarafın da gerici olduğunu belirtmekte ve ancak sosyalizm için savaşımı güçlendiren bir savaşımın destekleneceğini belirtmektedir ki bunun yani böyle bir savaşımın Irak’ta mevcut olmadığını belirtmektedir. Anlaşılan son dönemlerde Irak’ta böyle bir savaşım başlamıştır ama bizim haberimiz yoktur!”
Her iki savaş arasındaki farklılıkları ve somut koşulların somut çözümlemesinin yapılması gerektiğinin komünist-devrimci politikanın ABC’si olduğunu tartışma dışı bırakıyorum. Kimsenin bellek gücünü ve zeka düzeyini ölçme gibi bir niyetim yoktu; ama, anlaşılan, bana böylesi eleştirileri yapanların kendi okuma-anlama düzeylerini ölçtürmeleri gerekiyor. İnsan kendine sormadan edemiyor: Yazı’yı yazan ve onaylayanlar, aktardıkları ve doğru politik saptama yapıldığını düşündükleri pasajdaki şu tümcenin anlamı üzerinde düşünmediler mi? “(...) Ama vurgulanmalıdır ki, emperyalist koalisyonun, özellikle ABD emperyalizminin yenilgisi hem bölgesel düzeyde, hem de dünya düzeyinde anti-emperyalist ve sosyalist savaşımı güçlendirici bir etki yapacaktır.” Burada “tercih” sözcüğü kullanılmıyor; ama özünde aynı şey söyleniyor. K.Erdem’e gönderdiğim ve Yazı’nın da alıntı yaptığı 10 Ağustos 2006 tarihli mektupta “yenilme” sözcüğünü ne anlamda kullandığım açıktır: “Vurguluyorum: bugünkü İsrail-Hizbullah (ve İsrail-Hamas) savaşında İsrail’in ilan edilmiş ve edilmemiş politik-askeri amaçlarını gerçekleştirememesi (bu anlamda yenilmesi) emperyalizme ve bölgesel gericiliğe karşı politik devrimci savaşımın lehinedir. (..)” Burada yenilgiden anlaşılan İsrail’in ve Irak’la karşılaştırma yapıldığı için de emperyalist koalisyonun, özel olarak da ABD emperyalizminin politik-askeri amaçlarını gerçekleştirememesidir. Emperyalist koalisyonun politik-askeri amaçlarını gerçekleştirmesi (zaferi), genel olarak emperyalist sistemi, özel olarak da dünyanın en büyük emperyalist gücü olan ABD’nin konumunu güçlendirir. Böylesi bir durum, bir dünya sistemi olan kapitalist-emperyalizme karşı dünya ölçeğinde yürütülen sosyalist devrim savaşımının aleyhinedir. Kapitalist-emperyalist sistem, yalnızca kendine cepheden saldıran devrimci güçlerin saldırıları nedeniyle zayıflamaz, kendi iç çelişkileri ve çatışmaları nedeniyle de zayıflar. Bu nedenledir ki, komünist-devrimciler, çatışan/savaşan tarafların tümünün de gerici olduğu gerekçesiyle, taraflar arasında ayrım yapmamak gibi strateji sorunlarında “sol” komünizm hastalığına yakalanma riskinden sakınmalıdırlar. Ayrım yapmaksızın komünist-devrimci politika yapamazsınız. Bu nedenledir ki, 10 Ağustos tarihli mektubumdaki şu satırlar Yazı’yı yazan ve onaylayanlar için de yol gösterici olmalıdır:
“(...) ‘Savaşan tarafların hepsi de gericidir’ doğrusunu yineleyerek toptancı bir anlayışla yaşanan anda asıl darbenin vurulması gereken gerici güçlerle ikincil darbenin vurulması gereken gerici güçler, baş düşmanlarla ikincil düşmanlar arasında ayrım yapmaksızın strateji sorunlarını ele alamayız. Böylesi bir ayrım yapmak bir tarafı diğer tarafa karşı savaşında desteklemek demek değildir.”
Okuduğunu anlama konusunda sorunlu ol, ondan sonra da “Yalaz’ın sosyal-emperyalizmi sosyal-şovenizm ile birleşmektedir” saptaması yaparak bunun üzerine eleştiri kur. Yalaz’ın tercihleriyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin tercihlerinin örtüştüğü savını ileri sür ve Kürt milliyetçisi duygulara seslen. Devrim ve sosyalizm sorunlarına enternasyonalist bir yaklaşım içinde olduğunu savun; ama, Irak Kürtlerinin özellikle Kürt milliyetçisi örgütler önderliğinde taraf olduğu somut bir savaşa karşı politika saptarken ulusal ya da etnik dar görüşlülük gözlüklerini tak!

Burada şu sosyal-şovenizm iftirası üzerinde biraz durayım. Bu hedef şaşıran ideolojik saldırıyı yapanlar, böylesi bir politik hakarette bulunanlar, iftiracılar, vs. benimle birlikte çalışmak için girişimde bulunmadan önce Kürt ulusal sorununa ilişkin görüşlerimi biliyorlardı. “Ulusal Sorun ve Komünist Örgütlenme” başlıklı (Haziran 1989) broşürümü ya okumuşlar ya da broşürün içeriği hakkında bilgi sahibiydiler. Devletler olarak bölünmüş bir dünyada kapitalizme ve emperyalizme karşı sınıf savaşımında belirli bir devletin sınırlarının temel alınması gerektiğini savunduğumu biliyorlardı. Örneğin, işçi sınıfının ve sosyalist savaşımın, parçalanmış bir Kürdistan ölçeğinde değil de (bu da bir olasılıktır) Kürdistan’ın parçalarını içine alan tekil devletler ölçeğinde örgütlenmesi gerektiğini savunduğumu da. (5) Sınıf sorunu-ulusal sorun ilişkisi açısından savunduğum görüşleri sosyal-şoven olarak değerlendirip de benimle örgütsel ilişki kurmak için girişimde bulunanların ne denli oportünist bir tutum içinde olduklarını değerlendirme işini okura bırakıyorum. Sınıf savaşımında belirli bir devletin sınırlarının temel alınmasının yanı sıra, Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfının birlikte örgütlenmesini savunduğum ve Türkiye ve Kuzey-Kürdistan komünist hareketi kavramını kullandığım için sosyal-şovenizm ile suçlanmam, böylesi bir politik hakarete uğramam, komünist olma savında olanlardan geldiği ölçüde, onların hala Kürt milliyetçiliğinin ağır ideolojik etkisi altında olduklarını kanıtlar. Onların işçi sınıfının kurtuluşu sorunuyla bir ulusun kurtuluşu sorunu arasındaki ilişkiyi bir komünist gibi kuramadıklarını gösterir. Türkiye ve Kuzey-Kürdistan devriminden ve komünist hareketinden söz ettiğim içim beni sosyal-şoven olmakla suçlayanlar “Proleter Devrimciler Koordinasyonu’nun İnternet Sitesi Komünist Hareketin Hizmetinde” başlıklı tanıtım yazısındaki şu tümcelere ilişkin ne söylerler acaba?
“(...) Genel olarak dünya komünist hareketinin, özel olarak da Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist hareketinin bir parçası olan PDK'ya göre, işçi sınıfı, kapitalizme karşı sosyalist devrim savaşımının önder tarihsel-politik öznesidir. PDK, dünya proletarya diktatörlüğü kurulması savaşımında, işçi sınıfının leninist tipte bir komünist partinin önderliğine gereksinim duyduğu görüşündedir. Böylesi bir parti hem tekil devletler düzeyinde, hem de dünya düzeyinde kurulmak durumundadır. PDK, Türkiye-Kuzey Kürdistan ölçeğinde komünist hareketin partileşmesi sürecinin öznelerinden biri olmasının yanı sıra, dünya düzeyinde komünist parti olarak örgütlenme sürecinin de bir öznesidir.”
Son Bir Söz
Yalaz’ın PDK’yla örgütsel ilişkilerine son vermesi Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketi tarihi açısından ihmal edilebilir bir edimdir. Ancak vurgulamak isterim ki, PDK içindeki ilişkiler, özel olarak da K.Erdem ile A.H.Yalaz arasındaki ilişkiler, yaklaşık olarak ilk bir buçuk yılda olduğu gibi sürebilseydi ve konferans öncesi ve sonrası için saptanan çalışma programları uygulanabilseydi, görece uzun sürede genel olarak dünya komünist hareketine, özel olarak da Türkiye ve Kuzey Kürdistan komünist hareketine ciddi teorik katkılar yapılabilirdi. Bu fırsat kaçırıldı. Burada bunun nedenleri üzerinde özel olarak durmayacağım. PDK imzalı yazıyı, bu zorunlu yanıtımı ve “K.Erdem’in 11 ve 12 Ağustos 2006 Tarihli Mektuplarına Yanıt” başlıklı mektubumu eleştirel biçimde okuyan okur bu nedenler konusunda yeterince bilgi edinecektir.


(1) Yazı kimi doğru eleştirileri de içeriyor. Örneğin, politik çalışma arkadaşlarıma danışmadan “özel” yaşamıma ilişkin kimi kararlar almam ve kimi zaman eleştiri yöntemini yapıcı olarak kullanmamam gibi. (Eleştiri yöntemini, içeriğe değil, ama biçime ilişkin olarak, özellikle sözlü tartışmalar sırasında bazen hatalı olarak kullandığımın bilincindeyim. Bunun üstesinden gelinmesi gerektiğinin de.) Belirtmek gerekir ki, bir öncekini eleştiri konusu yapmak için yolların örgütsel olarak ayrılmasını beklemek gerekmezdi. Bu yazıda bu tür eleştireler üzerinde de durmayacağım.
(2) Yazı’yı kaleme alan kişi, gizli olarak örgütlenmenin öneminden çok söz eden birisi olmasına karşın, pratiğinde buna uygun davranmamanın ders alınası iyi bir örneğini veriyor.
(3) Bu mektubu bugüne dek oldukça sınırlı sayıda kişi okudu; ama gelinen noktada onu komünist-devrimci kamuoyunun eleştirel değerlendirmesine sunuyorum.
Burada Yazı’da bulunulan karşılıklı mektupları (gerçekte A.H.Yalaz ile K.Erdem arasındaki yazışmalardır söz konusu olan) yayınlama “talebine” de yanıt vereyim: Böyle bir “isteği”/ “öneriyi” reddediyorum. Mektuplardan, bilinen/bilinmesi gereken kimi kuralların çiğnenmemesi koşuluyla, alıntılar yapılabilir Kuşkusuz ki, K. Erdem, A.H.Yalaz’a yazdığı mektupları yayınlama hakkına sahiptir. Yazının, onun bu hakkı sorumlu biçimde kullanıp kullanamayacağı konusunda soru işaretleri konulması gerektiğini öğrettiğini de ekleyeyim.
(4) A.H.Yalaz, teorik ve politik görüşlerini gizlemez. Her türlü olumsuzluk, ideolojik-teorik saldırılar, yapıcı olmayan eleştiriler vb. karşısında, politik yaşamının gösterdiği gibi, doğru bildiğini bedelini de ödeyerek savunur, olguları çarpıtmaz ve tek başına da kalsa yoluna devam eder. O, aynı zamanda, “politik bir delikanlı”dır. Ama, aynı şeyi onun birçok muhalifi, bu arada K.Erdem, için söylemek olanaklı değildir.
(5) Genel olarak sınıf sorunu-ulusal sorun arasındaki, özel olarak Kürt ulusal sorunu ile Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da işçi sınıfının komünist örgütlenmesi arasındaki ilişkilere ilişkin görüşlerim hakkında bilgi edinmek isteyen okurlar bu sitede de yayınlanan “Ulusal Sorun ve Komünist Örgütlenme” başlıklı broşüre başvurabilirler.