Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  April 25 2019 13:03:31   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



SINIF MÜCADELESİNDE İLERİ BİR MEVZİYE ...
Sol HarekettenSINIF MÜCADELESİNDE İLERİ BİR MEVZİYE DOĞRU
DÜZENİ, SİSTEMİ, REJİMİ BOYKOT İÇİN, SEÇİMLERİ BOYKOT!
(İşçi-Köylü)

“Cennetten arsa vaatleri” içeren seçim bildirgeleri ilan ederek yola koyulan faşist partilerin liderleri, “oy toplama” uğruna çıktıkları insan avcılığı kampanyalarını büyük bir hararetle sürdürüyorlar. Burada sıralamakla bitmeyecek vaatlerdeki ortaklıkları, bir yandan seçimler sonrasındaki icraatlara, diğer yandan yalan-dolan mekanizmasını işletmedeki pervasızlıklarına ilişkin kanıtlar sunuyor. Bu tablodan okunması gereken gerçeklik; sadece benzeşme oranlarının bu kadar yükselmiş olması değil, aynı zamanda çözümsüzlük ve çıkmaz içerisinde debelenirken, inandırıcılıklarını yitirmenin bu boyutta sergilenmesiyle açığa vurulan bir çaresizlik içerisinde olmalarıdır.

Bu çözümsüzlük ve çaresizliktendir ki, birbirleriyle atışırken sergiledikleri ifade ve üslup giderek saldırganlaşmakta, vaatler “açık eksiltmeli-artırmalı” (“terörü” bitirme süresi, mazot fiyatı, ürün taban fiyatları, asgari ücret ve işçi, memur, emekli ücretleri vb.) bir tarz almakta,  şimdiden yapılan koalisyon hesaplarına uygun tutumlar geliştirilmektedir. Vaatlerinden çok “vaat etmedikleri ve edemedikleri” açısından ortak kimliklerini deşifre eden komprador burjuvazi ve toprak ağalarının partileri; yaşanmakta olunan siyasi, ekonomik ve toplumsal krize ilişkin esaslı bir “çözüm” sunamadıkları, sunamayacakları için dikkatleri başka noktalara çekmektedirler.

O başka noktalar, ırkçı ve şovenist merkezi bir kampanya çerçevesinde geliştirilen çaplı ve kapsamlı saldırganlık ve histeri dalgasını/rüzgarını da körükleyen laikçi-şeriatçı kutuplaştırmasının koordinatlarını oluşturmaktadır. Rejimin ideolojik kodları üzerinden yürütülen kampanya faaliyetleri, tümünü “tek devlet, tek bayrak, tek vatan, tek din, tek dil” vurgusu ve “bayrak-ezan” propagandasıyla hizada tutmaktadır. Bu, dalaşmalı, parçalı hallerine karşın halka karşı ortak bir cephede mevzileniş anlamına gelmektedir.

Her ne kadar vaatler bol keseden ve yüksekten savrulmaktaysa da “kırmızı çizgileri” geçmemek için gösterilen özen dikkat çekicidir. ABD emperyalizmine yönelik itiraz bir yana serzeniş içerisine dahi girilememekte, AB’ye üyelik teraneleri sürdürülmekte, IMF’nin vesayeti dokunulmazlık statüsünü korumaktadır. TÜSİAD’ın 8 Haziran’da açıkladığı “Ocak 2014, AB’ye Tam Üyelik Hedefine Doğru” başlıklı raporda seçimler için kullanılan “1876-2006 yıllarını kapsayan 130 yıllık demokrasi tarihinin en çetin sınavı” ifadesi doğrultusunda hareket tarzı tutturularak, hep bir ağızdan “devlete/rejime sahip çıkma” çağrısı yapılmaktadır. Bir yandan, “güvenlik” zirveleri sonrası “tam uyum” (12.06) beyanatları verilirken, diğer yandan suikastli, bombalı provokasyon senaryoları (ABD Hudson Enstitüsü) eşliğinde kitleler üzerinde şantaj ve tehdit temalı basınç sürekli kılınmaya çalışılmaktadır.

Demokrasi havariliğini kimselere bırakmak istemeyen AKP, “demokratik bir anayasa” palavrasıyla balonlar uçururken, Cemil Çiçek’in “yüzde 10 seçim barajı ilave yapılarak korunmalıdır” (08.05) sözüne dikkat çeken olmadığı gibi, Elazığ valisi Muammer Muşmal’ın “PKK’lileri buldun mu keseceksin” (19.06) fetvasının üzerinde duran da yoktur. Açlık sınırının 853, yoksulluk sınırının 2.240 YTL’ye ulaştığı (Kamu-Sen, 21.06) koşullarda, asgari ücrete yüzde 4’lük bir zam yapılırken; halka “çözüm” adına söyleyecek hiçbir şeyi olmayanların altı boş, ayakları havada vaatlerle yürüttükleri kampanyalar, ancak karnı tok bir avuç azınlık için eğlendirici olabilir.
Egemen sınıf partileri tarafından düzenlenen ve her yönüyle kumpanyaya benzeyen seçim kampanyaları, kitlelerin aldatılabilmesi uğruna harekete geçirdikleri devasa bir makinenin çarkları döndürülerek işletilmekte, Hazine yardımı başta olmak üzere muazzam bir bütçe harcanarak yürütülen maniplasyon için bütün güçler seferber edilmektedir. Her şeye rağmen, onca deneyime ve teşhir olunmuşluğa karşın, kitleleri aldatabilme ve yönlendirme faaliyetinin sanıldığı kadar kolay olmadığı da bilinmelidir.

Seçimlerin, faşizme örtülen “demokrasi” perdesinin yırtılmaması için en önemli araçlardan birisi olması gerçeği, bu fırsatı en iyi biçimde değerlendirme gereğini de ortaya çıkarmaktadır. Bu, bütün burjuva partileri açısından “görev” olarak bellendiğinden ötürüdür ki, seçim dönemleri ayrı bir hizmet yarışına sahne olmaktadır. Faşist partiler birbirleriyle kapışır ve daha fazla güçlenerek mecliste koltuk kapma derdi güderken aynı zamanda “demokrasiye” sahip çıkma adı altında, düzenin işleyişi için var güçleriyle yüklenmektedir. Zira eğer düzen gemisi su almaya başlar ve batarsa hep birlikte denizin dibini boylayacaklarının “derin” bir kavrayışı içerisindedirler.

Seçimler, halkın devlete tabiyeti açısından en önemli köprü işlevi görmektedir. Kitlelerin dizginlerini yakalamayı, kendi kaderlerine hükmetme noktasında tayin edici bir pozisyon aldıkları yanılsamasıyla, seçimler sayesinde başarmaktadırlar. İktidarı tayin edecekleri hissiyatıyla iradesinin teslim edenler; çeşitli partilerin yükseliş ve düşüşleriyle hükümetlerin gidiş gelişlerinde rol oynamak suretiyle egemenliğin asli unsuru olduklarına inandırılmakta, bu oyun böyle sürüp gitmektedir.

Meclis bileşenini belirleme, iktidarı tayin edebilme, dolayısıyla kendi kaderi üzerinde söz sahibi olabilme yetisi ve gücünü elinde bulundurduğuna kanaat getirenler, başlarını düzenin boyunduruğuna geçirmiş olmaktadır. Gönüllü bir biçimde düzenle bütünleşme halleri üzerinden sistemi işletenlerin bu durumu sonuna kadar sömüreceği pek tabiidir. Böylelikle kurulan düzenek, kitlelerden pompalanan kanla çalışmakta, keyfiyet bu meşruiyete bağlı olarak devreye sokulmaktadır. Kitle temeli olgusunu güçlendirmeye çalışanlar açısından düzenin işlerliği sağlanmış demektir.  

Bu çarkın bozulması, “demokrasi” perdesinin yırtılması, boyunduruğun kırılması için, düzeni meşrulaştırma ve payanda oluşturma araçlarının tahrip edilmesi gerekir. Bu amaçla geliştirilecek bütün taktikler, uzlaşmaz bir yalınlıkla sistemin tam kalbine darbeler indirmeli, farklı bir duruş ve karşı koyuş sergileyerek kitleleri sarsıcı bir platform yaratmalıdır. Böylelikle, bu zemin üzerinden gerçekleştirilecek hareketin, düzeni değiştirme adına geliştirilen mücadeleye kanalize edilmesi için maddi koşullar yaratılmış, sistemden kopuşların, sisteme yönelen iradeyle bütünleşmesinin önü açılmış olmaktadır.

Bu bağlamda, “protesto”dan çok daha kapsamlı bir düzlem ve içerikte, “ilişki kesme/kurmama”yı ifade eden “boykot” tavrı/taktiğinin başlıca amacı, kopuşu hızlandırmaktır. Kitlelere, seçimler vesilesiyle sistemle ilişki kesme/kurmama çağrısı yapılırken varılmak istenen “soyutlama”nın boşlukta ve belirsizlikte kalmaması için devrim alternatifinin, “tek kurtuluş yolu” olarak sunulması şarttır.

Düzenin kurum ve kurallarıyla meşrulaştırılması bir yana, tipik bir “seçtirim” işlemine dönüştürülen seçim yaptırımını reddetme temelinde geliştirilen tavır; öncelikle sistemden beklentisi kalmayan kitlelere hitap ettiği içindir ki, yaratacağı kulvardan sınıf mücadelesini ileriye taşıyacak bir potansiyeli harekete geçirmeyi hedeflemektedir. Bu potansiyelin esasta kendiliğinden oluştuğu maddi bir gerçekliktir. Bütün kendiliğinden hareket ve oluşumlara müdahale noktasında yapılması gerekenler, burada da doğru bir politika ve perspektifin yol göstericiliğinde devreye sokulmalıdır.

Bunun için etkili bir teşhir kampanyası örgütlenmeli, boykot tavrının radikal öğeleri bunun merkezinde ateşleyici bir dinamizm yaratmalıdır. Aydınlatma faaliyeti, sisteme karşı seçimler vesilesiyle yöneltilecek boykot tavrıyla bütünleştiği oranda işlerliğe kavuşacak, ete kemiğe bürünecek ve alternatif yolda ilerlenilmesi için çıkış yaratmanın altyapısı yaratılmış olacaktır. Seçim atmosferi ve fırsatı, düzene yönelik tepkilerin yoğunlaştırılması ve karşı bir duruştan hareketle “devrimci” yola girilmesi ve mesafe alınması için büyük olanaklar sunmaktadır. Bu, kitlelerin politika ile daha ilgili halde bulunmasından çok, sistemle çıplak bir yüzleşme şansının yakalanabilmesinden ötürüdür.

Karşı-devrimin çaplı ve kapsamlı bir saldırı örgütlediği ve yaşadığı krizlerle birlikte meşruiyet tazelemek için sandığa sığındığı koşullarda; kitleleri çekmek istediği tuzağa düşmemek ve “savaş” çağrısına yanıt olmak adına, kavgayı bütün yaşam alanlarında büyütmek ve direniş cephesini güçlendirmek için seçimlerin boykot edilmekten başka bir tutumla karşılanması düşünülemez. Tersi bir duruş ve hareket tarzı, sınıf mücadelesinde geri ve uzlaşmacı bir noktaya sürüklenmekten başka bir işe yaramayacaktır.


Kaynak: http://www.iscikoylu.org/2007/sayi-77/s-bakis.html