Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  April 25 2019 13:01:32   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



Bir "ortak aday"ın portresi (Alınteri)
Komünist Hareketten'3. cephe', AB'ci, AKP'ci, liberalizme kadar mezhebi genişleyenlerin bataklığıydı

"3. cephe"
platformunun dağılmadan önce İstanbul'dan "ortak aday" olarak gösterdiği Baskın Oran'ın "siyasal fikirlerine" bir göz atalım.

Radikal gazetesinden Neşe Düzel'in Oran'la röportajı, bu konuda yeterli malzemeyi sunuyor. Baskın Oran'ın siyasal-sınıfsal kimliği, "3. cephe" platformununda yer almış bulunan EMEP, ÖDP gibi reformistlerin yanısıra, ESP gibi devrimcilik iddiasına sahip olan çevreler tarafından da onaylanmış, ortaklaşılmış olmasıyla önem kazanıyor.

Bu seçimde AK Parti öyle arkadaşları listesinden aday gösteriyor ki, aynı fikirleri paylaşmanın ötesinde bunlar bazı konularda benden daha radikaller. Yeni Meclis'te öyle bir ortam oluşabilir ki, her partinin içindeki bu tür demokrat fikirli insanlar partilerinden ayrılmadan fiili bir grup oluşturabilir. İşte bu, Büyük Millet Meclisi'nde muazzam bir devrim olur.

Daha önce de AKP'ye güzellemeler düzmekten geri kalmamış olan Baskın Oran, AKP'ye geçen sosyal-demokrat eskilerinin bile kendisiyle "aynı fikirleri paylaşmanın ötesinde", kendisinden "bazı konularda daha radikal" olduklarını açıkça belirtiyor. AKP'nin vitrinlik yeni mallarıyla, onların AKP'den bile ayrılması gerekmeden "fiili bir grup" oluşturabileceğini, yani AKP'li sosyal demokrat eskileriyle "3. cepheden ortak adayların" birlikte davranabileceğini açıkça ileri sürebiliyor.

Burası zaten "3. cephe" söyleminin bile çöktüğü noktadır. Apaçık görülmektedir ki, ya sınıfa karşı net ve bağımsız sınıf duruşu vardır; ya da bunun olmadığı yerde, "3. cephe" adı altında işbirlikçi burjuva kliklerinden birine yedeklenme vardır.

Ben Türkiye'de devletin, insanların her şeyine karışmamasını istiyorum. Hakaret, nefret söylemi, bebek pornosu gibi durumlar olmadığı sürece ifade özgürlüğünün sınırlanmamasını istiyorum. İnsanların fikirlerinden, cinsiyetlerinden ötürü dışlanmamasını istiyorum. Kısacası ben, Türkiye'de AB hukuku istiyorum. Bu kadar basit. AB hukuku Türkiye'ye bir miktar geldi.

Baskın Oran'ın "radikal demokrasi" anlayışı, "ceberrut devlete karşı sivil toplum" demogojisiyle malul AB'ci burjuva liberalizminden ibarettir. Bu "demokrasi" anlayışı, tabii ki sınıf mücadelesine dayanmaz. Yalnızca emperyalist ve işbirlikçi sermaye serbestisinin gerektirdiği oranda; bireysel, grupsal "aidiyetlere", liberal hoşgörü istemekle sınırlıdır.

Ben dağa çıkamam ama Meclis'e çıkabilirim. Öyle de yapıyorum. Meclis'e çıkamayacak olanlar dağa çıkıyor. Çünkü siyasette iki olasılık vardır. Ya temel muhalefeti sistemin içine alır ve reformları yaparsınız. Ya da temel muhalefeti sistem dışına itersiniz. O zaman da dağa çıkarlar. Sonra siz de dağa çıkarsınız. Her operasyondan önce de bu sonuncusu dersiniz.

İşte liberal sol'un sistem açısında işlevi: Köktenci toplumsal-siyasal muhalefeti sistem içinde evcilleştirmek, ve faşist baskılar ile liberal tasfiyecilik kıskacından ikincisini etkinleştirerek, işbirlikçi burjuva sistemini yeniden üretmek. Bu söyledikleriyle Baskın Oran'ın siyasal fikirlerinin, "sosyal demokrasi" bir yana, "düz ovada siyaset"çi Mehmet Ağar'ınkinden bile "daha radikal" olamadığı görülüyor.

Şimdi AB üyeliği süreciyle yine dışarıdan bir tetikleme var. Yani ikinci bir yukarıdan devrim var. Zaten demokrasi ihraç edilemez. Demokrasi ancak ithal edilebilir. Bunun için de o ülkede sağlam bir ithalatçının olması lazımdır. Bu ithalatçı, Batı eğitimi almış 'aydın'dır. Demokrasiyi yaratma gücü olmayan ülkelerde devrim böyle yapılır.

Emperyalist AB yalakası Baskın Oran gibiler bu tipik neoliberalizm hayranlığı ve "az gelişmiş ülkeler" işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin mücadelesini ve devasa güç potansiyelini aşağılayan ve yok sayan yaklaşımıyla, bırakalım tutarlı bir demokrasi mücadelesini, kitlelerdeki emperyalist neoliberalizme karşıymış gibi görünen ırkçı-şovenist reaksiyonu azdırdığı ve bu yöndeki provakasyon ve manipülasyonların ekmeğine yağ sürdüğü ile kalır.
Biz AB'yi dışladığımız anda karşımızda sadece ABD tekeli kalır.

Baskın Oran TÜSİAD'dan bile daha "radikal" değildir. Fakat bu kadarı yeter. Bu bayağı burjuva liberal fikirler, "3. cephe"nin siyasal-sınıfsal platformunu çok açık biçimde ortaya koyuyor. Ve dağılan bu liberal-reformist platformda, Baskın Oran gibileri siyasal temsilcileri olarak onaylamış olanların tek şikayeti, Baskın Oran gibilerle aynı cephede yer almasını umdukları "sosyalist" adaylarının DTP tarafından dışlanmış olması.

Son derece açıktır: İki sınıf vardır. "3. cephe", küçük burjuva demokratizminde bile tutunamayanların, AB'ci, AKP'ci, neoliberalizme kadar mezhebi genişleyenlerin bataklığıydı. Liberal sol, sosyal reformizm ve devrimci demokrasi, aynı siyasal-sınıfsal platformda yer alamaz, alırsa, bu yalnızca üçüncülerin ve ikincilerin birincilere doğru çözüldüğünü, tasfiyeciliğin göğe vurduğunu gösterir olsa olsa.

Ve burada tasfiye edilen, devrimci-demoktazmin bile ötesinde, bir bütün olarak sınıf mücadelesi anlayışıdır. Sınıfsal ve siyasal belkemeğinin tümden tasfiye edildiği yerde, geçen seçimlerde SHP/sosyal demokrasiden bile beklenti içine girenlerin, bu seçimlerde liberal sol bir "program" ve "siyaset"in bile altına imza atmaları çok şaşırtıcı değildir.

05 Haziran 2007

Kaynak: http://www.alinteri.org/?p=5029