Komünist Devrim
   Nederlands                                  YAŞASIN KOMÜNİST ENTERNASYONALİZM!  February 23 2019 19:08:00   
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

   Ana Sayfa
   Yazılar/Broşürler
   Görüşler
   Komünist Hareketten
   Devrimci Basından
   Sol Hareketten
   Felsefe
   Katkılarınız
   Arşiv
   Sitede Ara
   Bağlantılar
   İletişim

English
   Home
   Opinion
   Revolutionary Press
   Left Movement
   Philosophy
   Site search
   Web links
   Contact



Devlet başkanlığı seçiminde komünist-devrimci taktik: BOYKOT!
Yazılar-BroşürlerTürkiye ve Kuzey-Kürdistan'da yapılacak devlet başkanlığı (1) seçiminde dolaylı olarak söz konusu olan burjuva politik rejimin yakın gelecekte nasıl bir biçim alacağıdır da. Parlamenter sistem korunacak mı, yoksa (yarı)-başkanlık sistemine mi geçilecektir? Yasama, yürütme ve yargı güçler ayrılığına ilişkin ne tür değişiklikler söz konusu olabilir? Burjuva parlamenter rejim mi? Devlet başkanlığı sistemi mi? Sosyalizm savaşımı acısından hangisi tercih edilir? Bu soruları yanıtlamak bu yazının görevleri arasında değildir. Şimdilik, sosyalizm için savaşımda, politik rejimin karakterinin komünist-devrimcileri yakından ilgilendirdiğini vurgulamakla yetineyim.

Sistem içinde düşünmek komünist ideolojik-politik kimlik sahibi olma iddiasında olanlar için kabul edilemez. Komünist-devrimci ilkelere dayanan zorlu ve uzun soluklu savaşım kapitalist sistem içinde elde edilmesi düşünülen çıkarlara feda edilemez. Komünist-devrimci ilkeler yerini oportünist politik tutuma bırakmamalı. Yasal parti olmak ya da bir demokratik kitle partisi içinde temsil edilmek/çalışmak komünist devrimci ilkeleri bir yana bırakmayı politik olarak haklı çıkarmaz.

Sistem içinde düşünmek kendini anti-kapitalist olarak tanımlayanlar arasında bile bir alışkanlık haline geldi. Burjuva politik sosyalizasyonun bir sonucu olarak her seçimde oy kullanmak adeta bir zorunluluk, bir yurttaşlık görevi olarak görülüyor. Bir burjuva-parlamenterist aldatmacadır bu. Yapılan her seçime katılmak gerekmez. Boykot taktiği nedeniyle eleştiriye uğrama kaygısı taşımamak gerekir. Kapitalist devletin en yüksek bireysel temsilcisinin kim olacağını belirleyecek seçimde oy kullanmak, hele de aday göstererek seçime katılmak, kapitalist devleti yönetmek değil, kapitalist sistemi yıkmak ve sosyalist bir sistem kurmak iddiasında ki komünist-devrimcilerin takınacağı bir politik tutum olamaz. Tersi bir taktik tutum, işçi sınıfının, kentin ve kırın yarı-proleterlerinin, diğer tüm emekçilerin ve ezilenlerin burjuva politik sosyalizasyon sürecinde burjuva parlamenter hayallerle zehirlenmelerine katkı yapmak demektir.

Vurgulanması ve karıştırılmaması gereken şudur ki, üyelerden oluşan temsili bir devlet organına üye seçimi yapılmıyor. Sosyalizm savaşımımda bir kürsü olarak kullanılabilecek bir burjuva politik kuruma, örneğin parlamento, belediye meclisi vb. üye seçimi değildir söz konusu olan. Devleti temsil eden bir kurumla/devlet organıyla, devletin organı olup da seçmeni “temsil eden” üyelerden oluşan bir kurumu birbirine karıştırmamak gerekir. Örneğin, parlamento devletin bir organıdır; ama hukuksal olarak devleti temsil etmez. Devlet başkanlığı ise devlet hiyerarşisinde devletin en üst temsil makamıdır. Anayasa ile sınırlandırılmış görev ve yetkileri olan bir makam. Bir parlamenter yasaları ve anayasayı değiştirmek için girişimde bulunma hakkına sahiptir; ama devlet başkanının böyle bir hakkı yoktur. Devlet başkanının görev ve yetkileri T.C Anayasasının 104. Maddesiyle düzenlenmiştir. Maddenin giriş bölümünde şunları okuyoruz: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Söz konusu madde, devamla, yasama, yürütme ve yargı alanlarında devlet başkanının görev ve yetkilerini sıralar. Vurgulamak isterim ki, kapitalist Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil etmeye talip olmak ya da talip olanları desteklemek komünist-devrimcilerin benimseyecekleri taktik bir tutum olamaz. Burjuva parlamentosuna seçilen bir parlamenter/üye politik-hukuksal olarak kapitalist devleti temsil etmez; ama devlet başkanı eder. Secimde aday olmak demek devlet hiyerarşisinin en üst makamına ‘12 Eylül anayasası’ tarafından çizilen çerçevede talip olmak demektir.

Politik sorunlara ilginin arttığı seçim ortamlarından devrim ve sosyalizm savaşımı için yararlanmak komünist-devrimcilerin görevidir. Bu durum, ayrım yapmaksızın, her seçime aday göstererek katılmak zorunluluğu anlamına gelmez. Bu da bir tür parlamenter ahmaklıktır. Somut koşulların somut olarak çözümlenmesi gerektiği çok kullanılan bir sözdür; ama önemli olan onu uygulamasını bilmektir. Bunun, yasal politika yapma olanaklarının gözleri kamaştırdığı ya da maraton koşmanın hemen yararlanılacak sonuçlar getirmediğinin “görüldüğü” politik koşullarda kolay olmadığı anlaşılıyor.

Burjuva politik kurumlar, kapitalist sistem içinde emek-güçlerini satarak gelir elde eden toplumsal sınıf ve katmanların ve genel olarak ezilenlerin yaşamların kolaylaştırmak için kullanılabilir ve kullanılmalıdır da. Komünistler, kapitalist sistemin sınırları içinde sömürülenlerin ve ezilenlerin sorunlarına çözüm üretmeye çalışırlar, reformlar için savaşım yürütürler; ama onların burjuva parlamenter hayallerle zehirlenmelerine de karşı dururlar. Kapitalist sistem içindeki iyileştirmelerin geçici olduklarını sürekli olarak vurgularlar. Var olan kapitalist sistemin kurumlarından asıl olarak kapitalist sistemi teşhir etmek, kapitalist sistem içinde sömürünün ortadan kaldırılamayacağını, politik baskının ve ekonomik eşitsizliklerin sona erdirilemeyeceğini açıklamak için yararlanırlar. Reformlar için savaşım ikincildir. Temel olan, komünist-devrimci propaganda, ajitasyon ve politik eylemdir.

Komünistler, devrim ve sosyalizm savaşımının temel öznesi olan isçi sınıfını burjuva yanılsamalara karşı yaşamın her alanında bilinçlendirmekle yükümlüdürler. Burjuva politik kurumların sömürülenlerin ve ezilenlerin ekonomik, toplumsal, kültürel, hukuksal ve politik çıkarları için kalıcı çözüm üretme araçları olmadıklarının ısrarlı propaganda ve ajitasyonu onların sürekli görevleri arasındadır. Politik sorunlara ilginin arttığı seçim ortamından sosyalist propaganda ve ajitasyon yapmak ve örgütlenmek için yararlanan komünist-devrimciler, demokratik ve sosyalist çalışmalarında kapitalist sistemin sınırlarını aşmayan seçimlere, çözümlere vb. ilişkin yaratılan ve güçlendirilen düşlere karşı da ısrarlı bir savaşım yürütürler.

Kendini komünist-devrimci ya da kapitalist sistem karşıtı olarak görmekle birlikte bir adayı, bu aday politik olarak ilerici bile olsa, desteklemek yoluyla kapitalist devletin başına kimin geçeceğini belirleyecek seçime katılmaktan yana olan bütün örgüt, çevre ve kişileri bu tutumlarını gözden geçirmeye çağırıyorum. Gelin, Türkiye ve Kuzey-Kürdistan coğrafyasının sömürülenlerinin ve ezilenlerinin böylesi bir seçime neden katılmamaları gerektiğine ilişkin açıklama kampanyası yürüterek kapitalist sisteme karşı sosyalist seçeneğin propagandasını yapalım.

A.H.Yalaz
22 Temmuz 2014

-------

(1) Var olan burjuva-kapitalist politik sistemde ‘cumhurbaşkanı’ olarak tanımlanan makam kullandığım terim biliminde ‘devlet başkanı’ terimine karşılık gelir. Söz konusu olan cumhurun (halkın) başkanını seçmesi değil, devlete ‘baş’ seçilmesidir. Kullandığım terim biliminde ‘milletvekili’   terimine de yer yoktur.  Bunun yerini  ‘parlamenter’ terimi alır.